Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim   
Genç Hacılar|Hac|Hac İlmihali|Hac Duaları|Umre|Peygamberimiz|Kur`an-ı Kerim
 
Haberler

Bir Mübarek Sefer Olsa Da Gitsem

Hakk'ı arar isen kalbinde ara
Kudüs'te Mekke'de Hac'da değildir

Yunus Emre

İnsanı tarif eden herkesin kullandığı tespitlerden biri de şudur: İnsan ruh ve bedenden meydana gelen bir varlıktır. İnsanın bir zahiri/görünen, bir de batıni/görünmeyen yönü vardır. Konu ile ilgili şu ifadeler de sık sık kullanılır: Madde-mana dengesi/zahir batın dengesi/ruh-beden dengesi/dünya-ahiret dengesi ...

İnsan beden ve ruhtan meydana geldiği gibi ibadetlerimizin de bir bedeni, bir de ruhu vardır.

Bilindiği gibi namazda rükuya varmak, secdeye kapanmak ... gibi hareketleri yapmak farzdır, bu hareketleri yaparken dua okumak farz değildir. Oruç tutarken yemek yememek, cinsel ilişkiden uzak durmak, yani bedenimizin bazı maddi arzularını yerine getirmemek farzdır. Burada sorulması gereken temel soru şudur: Bu ibadetleri yaparken ulaşmamız gereken ruh hali nedir? Namazın farz olan bu dış şekli bize ne kazandırmalı, orucun bu maddi perhizi bizi nereye ulaştırmalıdır?

Kur'an-ı Kerime göre namaz, ınsanı bütün kötü ve çirkin şeylerden uzaklaştınr (Ankebüt, 29/45), oruç ise insanı takva noktasına yükseltir (Bakara, 21 183). Aksi halde eğilip kalkmaktan, aç-susuz kalmaktan başka bir kazancımız olamaz ve Allah'ın bunlara ihtiyacı yoktur. Hac da böyledir. Hac baştan sona sembollerle dolu bir ibadettir. Beytullah'ın etrafında dönmek, Safa-Merve arasında koşmak, Mina'da şeytan taşlamak, Arafat'ta konaklamak gibi bu ibadetin temel esasları, sembollerin bir kısmıdır. Söz konusu hareketlerin dış görünüşüne takılır, ruhumuzla tavaf ve sa'y edemez, gönlümüzle vakfeye duramaz ve şeytanı taşlayamazsak kazancımız "yorucu turistik bir seyahat"tan öteye gidemeyecek demektir. Hac ibadetinin bereketinden nasiplenebilmek için başka "dikkat"lere başka "titizlik"lere ihtiyaç vardır. Bu ibadetle birlikte ilahi aşkın ışığını yakalayabilmek için başka hazırlıklara, başka çabalara muhtacız. Bunlardan şimdilik dört tanesine işaret edilebilir:

1. Hazırlık Psikolojisi: Bütün ibadetlerde olduğu gibi Hacc'da da hazırlanma psikolojisi "ısınma hareketleri" çok önemlidir. Bedenimiz birden ısınmadığı/soğumadığı gibi ruhumuz da aniden bir atmosfere girip çıkamaz. Bunun için ibadetlerimizin öncesinde tefekkür ve tezekkürle baş başa kalmamız gerekir. Namazdan önce ezanı huşü içinde dinlemek, ezandan önce huzur ve dua ile abdest almak "gerçek namaz" için olmazsa olmaz bir şart olduğu gibi Hac için de böyle bir okuma, düşünme, dinleme dönemi olmalıdır.

Bilindiği üzere hacı adaylarına cârullah= Allah'ın komşusu dendiği gibi bu mukaddes topraklarda ömrünü geçirenlere de "mücavir hayatı yaşayanlar" denir. Dolayısıyla hazırlık döneminde ruhumuzu bu komşuluğa hazırlamamız, bu komşuluğa gölge düşürebilecek kir ve pasıardan temizlenmemiz gerekir. O'nun evine doğru gittiğimiz, kıbleye yöneldiğimiz akıldan çıkartılmamalı, O'nun yolunun rehberi Hz.Peygamber'in adımladığı topraklara yöneldiğimiz, onun gördüğü dağları, onun selamladığı taşları müşahade edeceğimiz unutulmamalıdır. Bu anlamda Hac bir "muhabbette yok oluş" tur. Yani fena fi'r-resül ve fena fillahtır. Bir başka ifade ile Hz. Peygamber'in izini sürerek Allah'a ulaşmaktır. çünkü Allah'ı sevebilmenin ve O'nun tarafından sevilebilmenin yolu Resül'üne tabi olmaktan geçmektedir. (Al-i imran, 3/31). Yunus bu ayeti şöyle şerh ediyor:

Araya araya bulsam izini
İzinin yoluna sürsem yüzümü
Hak nasip eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed canım arzular seni

2. Gurbet Psikolojisi: Sosyal hayatta insanlarla kurduğumuz bağlar ve iş ilişkileri bazen öyle bir noktaya ulaşır ki bunlar bizi denizin dibine doğru çeken demir halkalara dönüşürler. Bu ezici ve yok edici prangalardan kurtulabilmek için "gariplik psikolojisine" sığınmak gerekir. Bizi ablukaya alan bu demir çemberden kurtulmanın ve hürriyetin tadını tadabilmenin yolu "garib" kalmaktır. Yani sizi tanımayan bir muhitte kendi kendinizle ve aşkınızla baş başa kalmaktır. Sizi tanımayan, sizi alkışlamayan, size temenna ile selam vermeyen insanların arasında gurbet psikolojisini yaşamak insana çok bereketli "an"lar sunabilir. Hac bunun çok güzel örneği olmaya aday bir ibadettir. İsrafa batmış beş yıldızlı otellerde, yakın akraba ile iş çevresiyle, eski tanıdıklarla çıkılan bir Hac seyahatinin bu "zenginliği" sunması imkansızdır. Bu çember, insanı malaya'rıiye, çarşı-pazar gezmelerine, yemek menüsüyle ilgili tartışmalara, kafile başkanının hata-sevap cetvelinin tutulmasına hatta müstehçen fıkralara kadar götürür. Halbuki yapılması gereken şey Kainatın Efendisi'nin şu sözüne kulak vermektedir: "Bu dünyada garip gibiol! Yolcu gibi ol" (Buhari, Rikak, 3) Malatyalı derviş Niyazi-i Mısri bu hadisi şöyle şerh ediyor:

Gurbetliğe düşmedin
Minnete sataşmadın
Kebap olup pişmedin
Bir yanı arzularsın.

Bu hal içinde "Garipler Kitabı"nı okuyan "gah olur gurbet vatan, gahi vatan gurbetlenir" hikmetini kavrayanlara son Peygamber'in nidası şöyledir: "Gariplere müjdeler olsun!" (Müslim.İman 232).

3. Tefekkür Psikolojisi: Kendini Hac ibadetine şuurlu ve planlı olarak hazırlayan, gurbet psikolojisinin imkanlarıyla Leyla'sı için çöllere düşen müminlere bu ibadetin bereketini sunan en önemli unsurlardan biri de "ibadet yoğun" bir mevsim yaşamalarıdır. Yaklaşık bir ay dünyevi işlerden uzak, ev ile Kabe arasında, otel ile Mescid-i Nebi arasında geçen bu zaman dilimi birçok "hasta"lığımızı tedavi etmekte, kaba-saba taraflarımızı eritmekte ve bizi farklı dünyalara taşımaktadır. Bu derüni yoğunluk bizi dini hayat ve hissiyarın zirvesi olan gözyaşıyla tanıştırmakta ve bize ilahi armağanlar sunmaktadır. Bu doyumsuz anlardır ki bizi tekrar o anı yaşamak için fırsat kollamaya sevk etmekte ve şu mısralar vird-i zebanımız olmaktadır: 

Bir mübarek sefer olsa da gitsem
Kabe yollarında kumlara batsam.

Niçin? Çünkü normal hayatımızda bir aylık "İbadet yoğun" bir mevsim yaşama imkanı hemen hemen yoktur. Çağdaş yaşama tarzı bize böyle bir fırsat sunamamaktadır. Bu psikolojik vasat olmayınca da dini vee d ve coşkunluğu yakalamak mümkün olamamakta, ibadetlerin bize kazandırması gereken derinlik ve coşku yakalanamamaktadır. Günümüzde farklı kültürlerin insanımıza sunduğu "meditasyon" işte bu "ibadet yoğun" tefekkürün batı dillerindeki karşılığından başka bir şey değildir.

4. Vecd Psikolojisi: Bu üç basamağı geçen mukaddes yolculuğun adayları "doya doya ve duya duya" bir Hac mevsimi yaşayabilir, bütün bu sembollerin ardında saklı olan "huzur denizi"ne ulaşarak oradaki "inci"lere uzanabilirler. Bu atmosferi yakalayanlar mikaddaki hazırlığa farklı bir gözle bakar, "kara donlu Beytullah"ın etrafında deli divaneler gibi döner, dönerken hacerü'l-esvede el eder, Safa ile Merve arasını aşık ve maşuk kanatlarıyla kateder, Arafat'taki vakfeyi marifet ve muhabbet yaygılarıyla gerçekleştirir, Mina' da taşlamayı tevbe ve istiğfar imkanlarıyla ikmal ederler.

Gittiği mekanların kudsiyetinin farkına varanlar, karıncayı incitmeyen, yeşil bir yaprağı koparmayan, saçının sakalının derdine düşmeyen, sadece O'nun aşkıyla yanıp tutuşan bir gönül adamı noktasına yükselir. Bu hali derinleştirenler ödül olarak "gözyaşı" mevhibesiyle karşılaşırlar. Gözyaşıyla seyredilen dünya ise bambaşka bir dünyadır. Bu noktada kalp ayağıyla "eşyanın hakikati"ne giden yol açılır. İlimden irfana ulaşılır. O zaman şu gerçek ortaya çıkar: "Ağlayanlar anlayanlardır." İlahi tespit ve tavsiye ise şöyledir: ''Az gülsünler çok ağlasınlar" (Tevbe, 9/82)

Bu psikolojiyi yakalayanlar Mekke ve Medine' de dost kokusu alabilir, dost yüzü görebilir ve dost sesi işitebilirler. Hazırlık sınıfını geçip gurbet sınıfının esrarlı dünyasına girenler dua ve niyazlarla canarı yurduna gidebilirler:

Alma tenden canımı
Aman Alla'hım aman
Görmeden canarıımı
Aman Allah' ım aman

Bir kez yüzün göreyim
Payine yüz süreyim
Anda canım vereyim
Aman Allah'ım aman.

Aşıkım Muhammed'e
Ol Resül-i emcede
Koyma beni fırkate
Aman Allah' ım aman.

Hac yolculuğunu aşk yolcululuğuna dönüştüren nıce aşıklar Allah'ın evıne ve Resül'ünün gül bahçesine gittikten sonra teslim-i ruh etmiş ruhunu Allah'a bedenini mukaddes toprakların ılık kumlarına tevdi etmiştir. Bu aşıklardan bir tanesi de Türk müsikisinin zirvesi, Mevlevi dervişi Dede Efendi'dir. 1846 yılında hac ibadetini tamamladıktan ve son bestesini yaptıktan sonra orada, Mina da maşukuna kavuşmuştur. Beytullah' ın etrafındaki "baş açık yalın ayak" gönüldaşları tasvir eden şu mısralar onun son eseridir:

Yörük değirmenler gibi dönerler.
El ele vermişler Hakk'a giderler
Gönül Kabesini tavaf ederler
Muhammed'in kösü çalınır bunda.

Semada melekler kanat açarlar
Önde bir kılavuz Hakk' a uçarlar
Müminler üstüne rahmet saçarlar
Muhammed'in kösü çalınır bunda.

Derviş Yunus der ki gör n'oldu bana
Aşkın muhabbeti dokunur cana
Aklını başına devşir divane
Muhammed'in kösü çalınır bunda.

Prof. Dr. Mustafa KARA

Kaynak: http://hacveumre.diyanet.gov.tr/


Eklenme Tarihi : 2.12.2014

tüm haberler >

2018 genchacilar.org

Soru-Cevap
Ziyaret Öncesi Pratik Bilgiler
Takyettin Karakaya
Ziyaret Mekânları
Hac Terimleri Sözlüğü
Görsel Galeri
Hac TV
Umre Programları

Twitter
Facebook