Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim   
Genç Hacılar|Hac|Hac İlmihali|Hac Duaları|Umre|Peygamberimiz|Kur`an-ı Kerim
 
Haberler

Her Tür Şiddetin Sebebi Olarak Maneviyat/Merhamet Eksikliği

Şiddetin sade bir tahlilini yapmaya çalıştığımızda, en temelde insanın bu fiile (şiddete/kötülüğe) eğilimli bir varlık olarak yaratılmasına kadar inmemiz mümkün olmaktadır. Kısaca insan imtihan amacıyla şiddete eğilimli bir varlık olarak yaratılmıştır ve bu yönü ile hem kendisi mücadele etmelidir, hem de toplum bu konuda insanları eğitmeye çalışmalıdır. Kur’an, insanın şiddete/kötülüğe eğilimli tabiatını şu şekilde izah eder: “Güneşe ve aydınlığına, güneşin batışıyla ortaya çıkan aya… insan nefsine ve onu hem iyilik hem de kötülük yapabilecek eğilimlerle yaratana ant olsun ki, iyilik yolunu seçip nefsini arındıran kurtuluşa ermiş (dünya imtihanını kazanmış); kötülük/şiddet yolunu seçen ise (bu imtihanı) kaybetmiştir.” (Şems, 1-10)

Bu açıdan bakıldığında şiddet en temelde, bu dünya hayatının bir sınav yeri olduğuna yeterince inanmama ile (kısaca maneviyat/merhamet eksikliği ile) alakalı bir husus olmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in de çok veciz bir biçimde ifade ettiği üzere her insan, evrensel ahlaki değerleri en güzel bir biçimde ihtiva eden İslam dinini özgür iradesiyle seçebilecek şekilde (İslam fıtratıyla) yaratılmıştır. Doğduğu sosyokültürel ortamda İslami değerler değil de başka inançlar yaygınsa, doğal olarak birey o değerlere uygun şekilde yetişecektir. Aldığı manevi eğitim, bu dünyanın sınav yeri olduğu ve dolayısıyla ahirette hesap verecek şekilde bir hayat yaşaması gerektiği üzerinekurulu değilse, böyle bir insan tek hakikat olarak dünyaya ve dünyevi menfaatlere aşırı bağlanabilir; dünyevi menfaatleri uğruna her tür şiddete başvurabilir. Kısaca kişi, Hz. Peygamber’in ifadesiyle dünya hayatına ahiretin bir tarlası gözüyle bakmayı öğrenememişse, her tür şiddete eğilimli olabilir. Bu tür bireyleri suçtan, toplumu da onların şiddetlerinden/kötülüklerinden koruyabilmek, manevi eğitimin toplumun tek tek her ferdine ulaşacak şekilde yaygınlaştırılmasına bağlıdır.

Tüm şiddet olaylarının en temel çözümü, insan nefsinin maneviyat/merhamet eğitimi ile bencillikten kurtarılmasına bağlanabilir. ’Benim de evim olsun, evimdeki her eşya yeni olsun, benim de itibarlı olmak için çok param olsun, ben hiç muhtaç olmayayım; herkes bana muhtaç olsun…’ gibi duygular, maneviyat/merhamet eğitimi almamış insan nefsinin aşırı bencil talepleridir. Bu türden talepleri olan kişilerin sayısı arttıkça şiddet olayları da artacaktır. Çünkü ’her şeyim olsun’ gibi bir talep meşru yollarla belki de hiç karşılanamayabilir. Bu yıkıcı tabiatımıza Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde çok güzel işaret buyurmuştur: “İnsanın karnını ancak toprak doyurur. İki vadi altını olsa, onu üç vadi yapayım diye uğraşır…” (Buhâri, Rikâk, 10; Müslim, Rikâk, 116) İnsan nefsinin aşırı bencilliği maneviyat/merhamet eğitimi ile ıslah edilmediğinde, kişi sınırlı bir ömre sahip olduğunu ve dünyanın da sadece kendisine ait olamayacağını unutur. Hâlbuki dünya sadece bize ait olamaz, olsa da bir işe yaramaz; çünkü ömrümüz sınırlıdır, er veya geç biz de bu dünyayı terk edip gideceğiz. Nitekim bir Çin atasözü, “Biz dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan emanet olarak aldık.” der.

Dünyayı kardeşçe paylaşmak için akıllı olmak gereklidir ama yeterli değildir. Maneviyat/merhamet eğitimi merkezi öneme sahiptir. Sadece akıllı olduğumuzda, dünyayı paylaşmamız gerektiğini anlarız; belki yasaların gücünden korkarız ama bir fırsat yakaladığımızda aklı da yasaları da çiğneyip şiddete başvurabiliriz. Ancak aldığımız maneviyat/merhamet eğitimi sayesinde ahirette hesabı verilebilir bir dünya hayatı yaşamamız gerektiğine inanmışsak, fırsatçılık yapma ihtimalimiz asgariye inecektir. Dünya barışının sağlanabilmesi de en temelde tüm bireysel hayatların şiddetten kurtarılmasına bağlı olmaktadır. Örneğin kadına karşı şiddet, sadece bu şiddete maruz kalan örneğin bir Ayşe’nin sorunu değildir. Bu sorun küresel ölçekte büyük bir sorundur. Şiddet bir bakıma sadece kendini düşünmekten kaynaklanır. Sadece kendini düşünenlerin sayısı arttıkça şiddet de o oranda artmaktadır.

Kur’an yeryüzündeki kötülüklerin sebebi olarak insanın yapıp-etmelerini gösterir: “İnsanların yapıpettikleri şeyler nedeniyle karada ve denizde fesat çıktı. Belki dönerler diye, Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattırmaktadır.” (Rûm, 41) Kısaca şiddet beşerî bir meseledir:

Kadına kötü muamele bir şiddettir; cennetin annelerin ayakları altında olduğunu ifade eden Hz. Peygamber’in manevi terbiyesinden yoksun olmanın bir neticesidir.

Çocuğa kötü muamele de bir şiddettir; çocuklarını pek sevmediğini ve onlarla oynamadığını ifade eden zata Hz. Peygamber’in “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” biçiminde dile getirdiği durum manevi terbiyeden uzak olmanın bir sonucudur.

Afrika’daki açlık tehlikesi bir şiddettir ve bu şiddetin esas kaynağı kıtlık değil; yine Hz. Peygamber’in “komşusu açken tok yatan bizden değildir” (Hâkim, el-Müstedrek, II, 15; Heysemî, Mecme’uz-Zevâid, VIII, 167) şeklindeki vurgulu manevi terbiyesine yeterince tabi olmamaktır. Kur’an’ın inanç özgürlüğünü tanıması (Bakara, 256) ama yoksulun dışlanmasını ise şiddetle kınaması (Kalem, 17-33) bu hususu pekiştirmektedir. Kısaca bu şu anlama gelmektedir: Muhtaç duruma düşen bir insana yardım etmek için onun ırkına ve inancına bakılmaz. Farklı din ve milletten de olsa her muhtaç insana yardım eli uzatmak Allah’ın en katî emirlerindendir.

Orta Doğu’daki (komşularımızdaki) savaşlar, ülkemizdeki terör eylemleri, kısaca her bir kavga şiddettir ve neticede kardeş kavgasıdır; sebebi de İslam’ın manevi eğitiminden yoksun olmaktır. Çünkü İslam, tüm insanları Hz. Âdem’in çocukları olarak (hem din hem kan kardeşi olarak) görür ve kişinin kendine istediğini başkalarına yani kardeşlerine de istercesine yaşamadıkça olgun mümin olamayacağını ifade eder. Farklı inanç ve ırktan olsalar da, temelde tüm insanların İslam fıtratı üzere yaratılmaları, malımıza, canımıza ve inancımıza yönelik bir şiddete başvurmadıkları sürece onlara potansiyel din kardeşlerimiz olarak bakabilmemizi sağlayacak ve bu da şiddeti kökünden çözecek bir güç oluşturacaktır.

Allah’a hakkıyla teslim olmak her tür şiddetin kesin çözümü; dünya ve ahirette huzura kavuşmanın tek yoludur. Allah’a teslim olmak toplumsal barışı, nefsin bencil arzularına teslim olmak ise şiddeti doğurur. Dünyadaki sıkıntılarımızı maddiyat-maneviyat dengesizliğine bağlamak mümkündür. Dünyevi kavgaların hemen hepsi neredeyse maddiyat alanında cereyan etmektedir. Bu nedenle tüm dünyevi sorunlarımızın çözümünde maneviyat/merhamet eğitiminin yardımına başvurmak çok önemli olmaktadır.

Maneviyat/merhamet eğitiminin merkezi kavramı olan Allah’a teslimiyet sosyal şiddete karşı en etkili çözüm olduğu gibi, kişinin bir yakınının ölmesi, iflas etmesi… gibi ani bir krizle karşılaşması durumunda kendine zarar vermesi türünden bireysel şiddete karşı da en tesirli çaredir.

Allah’a teslimiyet, yaratılanı yaratandan dolayı hoş görüp sevmeyi gerektirir. Allah yarattı diye herkesin her şeyi ve birbirini sevdiği bir ortamda şiddet hareketleri en aza iner; böyle bir ortamda şiddetin sadece adı kalır. Aldığı maneviyat/merhamet eğitimi sayesinde Allah’a teslim olmayı öğrenmiş bir birey asla teröre bulaşmaz. Allah’a teslim olmayı öğrenmiş biri, tüm beşeri kontrollerden kurtulsa bile Allah’a hesap vermekten kurtulamayacağını bilir ve bu nedenle onu kimse teröre bulaştıramaz. Bulaşan biri varsa, demek ki o insanlığını kaybetmiş; sadece canlı bir robot olmuştur. Bu durumda yapılması gereken en önemeli ve ilk şey, o kişiye insan yani Allah’ın kulu olduğunu hatırlatmak olacaktır. Allah affedemeyeceği kulu yaratmaz; yani tövbe kapısı sonuna kadar her zaman açıktır. Kültürümüzde bu konuyla ilgili çok anlamlı bir dua vardır: “Allah ıslah etsin; ıslah olmayacaksa kahretsin”. Hüsnü zan esas olduğu için, en kötü insana bile önce ıslahı yönünde dua etmek gerekir. Çünkü bir kötünün kötü olarak ölmesinden daha iyidir onun iyi biri olması; başka kötülerin ıslahına yardımcı olarak yaşaması ve öyle yaşayarak ölmesi. Bu durumda şiddet/terör daha erken azaltılacaktır. Bu da kötü yola bulaşanı, ıslah olsun diye ona dua edecek kadar sevmeyi gerektirir.

Görüldüğü üzere Allah sevgisi ve Allah’a teslimiyet şiddet ve teröre en etkili çare olmaktadır. Terörün kötülüğünü, atalarımızın “kalleşliğe dağlar-taşlar dayanmaz” ifadesi en güzel şekilde izah etmektedir. Dünyanın en korunaklı ve en donanımlı ordusu bile pusuya düşürülebilir. Çünkü ordu birliğinin yeri belli, terörün ise belli değildir. Dolayısıyla düzenli ordumuzun/orduların teröre kurban vermesi bazen kaçınılmaz olabilmektedir. Böyle tehlikeli bir teröre karşı alınabilecek birçok önlem vardır şüphesiz. Orduyu güçlendirmek, istihbaratı kuvvetlendirmek, halkın seviyesini ekonomik ve demokratik açıdan yükseltmek ve en önemlisi insanları manevi açıdan eğitmek; Allah’a teslimiyeti onlara öğretmektir. Parayla satın alınamayacak ve teröre bulaştırılamayacak kadar sağlam bir zihniyeti ancak ve ancak maneviyat/merhamet eğitimi ile verebiliriz. Bu maneviyat/merhamet eğitimi bireylere Allah’ı ve onun yarattığı her şeyi hakkıyla sevmeyi öğretecektir:

“Annem bugün (24 Ekim 2011 Pazartesi) yaklaşık 78 yaşında. Allah’ın ilk emrinin ’oku’ olduğunun bilincinde ama o köy hayatında ancak namaz dualarını öğrenecek kadar okuyabildi. Eksik kalan kısmı, okuyan çocuk ve torunlarını severek tamamlamaya çalışıyor. Allah’a bağlılığı tamdır. Çocuklarından sonra en çok sevdiği arkadaşı inekleridir. İneğine ’kızım’ diye hitap eder. Onun sütünü sağarken onunla sohbet eder. Allah’ın emridir diye ineğini kurbana seve seve verir. Ama o kadar da üzülür ki, ağlar ve kurbana verilen ineğinin etinden cesaret edip yiyemez. Ona komşulardan başka kurban eti getiririz, onlardan yer. Annem tüm sevgisini ineğine bağlamaz. Yaratandan ötürü her yaratılanı sever. Kurumuş otları israf etmez. Buğday ekmeğine katık aramaz; kanaatkârdır. Dereden abdest alırken dahi suyu israf etmemeye özen gösterir. Sert kaynana değildir; gelinleri ona bir iş buyursa, ’olur kızım’ der ve iyi niyetle denileni yapmaya çalışır; böylece ’hüsnü zan esastır’ kuralına uymaya gayret etmiş olur. Kötülüğe iyilikle karşılık vermeye çalışır; ’böyle yaparsak kötülüklerini daha iyi anlar da belki utanırlar oğlum’ der”.

Anneme bu sağlam-ahlaklı kişiliğini veren aldığı manevi eğitim/terbiyedir. Onun çoğunu aileden ve sosyal çevresinden aldı, bir kısmını da Kur’an mektebinden.

Şiddet ve teröre en etkili çözümü üretmek istiyorsak, annelerimizin aldığı manevi terbiyeyi nesillerimize de aktarabilmeliyiz. Ailede, okulda ve toplumda herkese “Allah’ın kulları” olduklarını ve Allah’ın da kullarına merhametinin, atın yavrusunu ezmemek için gösterdiği özendeki merhametten çok daha fazla olduğunu anlatabilmeliyiz. Annemi her tür şiddetten uzak tutan işte bu Allah’a olan teslimiyetidir.

Merhametli Allah’ın kulları da merhametli olur. En merhametli kullar annelerdir. Hiçbir anne de şiddet ve teröre kurban verdiği evladı nedeniyle ağlatılmamalıdır; çünkü hiçbir anne ağlamayı hak etmemektedir. Annelerin ağlamaması için de, onlardaki manevi terbiyeyi evlatlarına aktarabilmede başarılı olmamız gerekmektedir. Merhametli Allah’ın merhametli anneleri var ama bu annelerin evlatları yeterince merhametli değil. Bu nedenle şiddet ve terörün kaynağını kurutacak olan esas çare, nesillerimize daha etkili bir merhamet eğitimi verebilmektir.

Yrd. Doç. Dr. Osman Eyüpoğlu Ondokuz Mayıs Üniv. İlahiyat Fak. / Diyanet Aylık Dergi - Kasım 2011 • Sayı 251


Eklenme Tarihi : 30.12.2011

tüm haberler >

2018 genchacilar.org

Soru-Cevap
Ziyaret Öncesi Pratik Bilgiler
Takyettin Karakaya
Ziyaret Mekânları
Hac Terimleri Sözlüğü
Görsel Galeri
Hac TV
Umre Programları

Twitter
Facebook