Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim   
Genç Hacılar|Hac|Hac İlmihali|Hac Duaları|Umre|Peygamberimiz|Kur`an-ı Kerim
 
Haberler

Hz. Musa Aleyhisselâm'ın Dilindeki Ukde

Yüce Allah, insanlara yaratılışın gayesini, var olmanın hikmetini, dünya ve içindekilerin mânâ ve muhtevasını ve ebediyetlere ulaştıracak yolu peygamberlerle göstermiş ve böylece onları yalnızlık, vazifesizlik ve hedefsizlikten kurtarmıştır.

Böylesine önemli maksatlarla görevlendirilen peygamberlerin kendilerine has bazı sıfatları taşıması zarurîdir. Onlar, kendilerini diğer insanlardan farklı kılan bu sıfatlar sayesinde Yüce Allah ve kulları arasında elçilik yapma liyakati kazanmış olurlar.1 Nitekim enbiyanın bu hususi konum ve donanımını dikkate alan cumhûr-u ulemâ onlar hakkındaki yorumlarında hep dikkatli ve temkinli olmaya çalışmıştır.

Konum ve misyonları gereği dünden bugüne, peygamberlerde –ismet, emanet, sıdk, fetanet ve tebliğ olmak üzere- beş sıfatın/vasfın bulunması umumî mânâda kabul görmüştür.

Bu beş vasıf, akîde ve kelâm kitaplarında bazen 'sıdk, emânet ve tebliğ' tasnifiyle üç vasıf içinde özetlenerek 2, bazen de 'sıdk, emânet, fetânet ve tebliğ' sıralamasıyla dört madde hâlinde hülâsa edilerek 3 ifade olunmuştur.

Söz konusu bu sıfatlar onların ayrılmaz hususiyetlerindendir. Bunlara onların hâssası da denilebilir. Hâssa, kâmil mânâda herhangi bir kimsede bulunup bir başkasında bulunmayan hususiyet demektir.

Bu sıfatlara ilâve olarak âlimlerimiz şu nokta üzerinde de önemle durmuşlardır. Peygamberler vazifeleri gereği sürekli insanlar arasında bulunan kimselerdir. Bunun için de onların halkın rahatsızlık duyabileceği hastalıklardan da salim olmaları icap eder. Yine bu hikmete dayalı olarak peygamberlerin, insanların hafife alacakları, istihza edebilecekleri kusurlu görüntü ve arızalı hâllerden de korunmuş olmaları gerekir.

Nitekim Taftazanî (ö. 792/1390) ve İbn Hümam (ö. 861/1456) gibi âlimlerimiz eserlerinde peygamberlik hikmetine halel getiren durumlar olarak şunları da zikrederler: Bunlar, ebeveyninin ahlâken düşük kimselerden olması, nefret uyandıran hâller -alaca ve cüzzam misâli- görenin uzak durmasına sebep olabilecek hastalıklar, katı ve kaba tavırlar, insanlarca bayağı/basit addedilen meslekler ve şahsiyeti küçük düşürücü davranışlardır.4

Bu cümleden olmak üzere biz bu yazımızda Hz. Musa'nın (a.s) dilinde var olduğu iddia olunan kekemelik üzerinde durup konuyu yeniden ele almaya çalışacağız.

Kekemelik bir peygamber için kabul edilebilecek, sıradan, basit bir arıza gibi görülemez/gösterilemez. Zîrâ böyle bir şey onun insanlar arasındaki itibar ve kabul edilebilirliğini ziyadesiyle zedeleyebilecek bir durumdur.

Esasında Hz. Musa'nın (a.s) dilinde kekemelik bulunduğuna dâir ne Kur'ân'da ne de hadîs-i şerîflerde muteber bir delil söz konusudur. Bazı tefsir kitaplarında bir beis görülmeyerek yer verilen haberler ise İsrailiyyât kaynaklıdır. Nitekim Hz. Musa'da (a.s) var olduğu sanılan kekemelikle alâkalı söz konusu kaynaklarda şöyle bir hâdiseye yer verilir: Musa daha süt çocuğu iken Firavun'un çenesini/sakalını tutuyor. Bu hâdise üzerine Firavun onu öldürmek istiyor. Eşi Asiya'nın ricası üzerine onu tecrübeye tâbi tutuyor; bir yanına altın ve mücevher, diğer yanına da kor hâlinde ateş koyuyor. Musa altına uzanmak istiyor ise de, Cebrail elini ateşe doğru uzattırıyor. Musa yanık içindeki elini diline götürüyor ve bu yüzden kekeme oluyor.5

Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan bazı âyetler, kimi müfessirlerimiz tarafından bu iddiayı destekleyici birer karine olarak değerlendirilmiştir. Şimdi ileri sürülen âyetleri kendi çerçevesinde detaylarıyla anlamaya çalışalım.

Allah (celle celâlühü), Hz. Musa'dan (a.s) Fira­vun'a varıp tebliğde bulunmasını isteyince 6 o, "(Firavun ve çevresindekilerin) sözümü/tebliğimi iyice anlamaları için Rabbim, yüreğime genişlik ver, işimi kolaylaştır ve dilimden şu bağı (ukdeyi) çöz!"7 demişti. Âyetin devamında onun bir isteğinin daha olduğuna yer verilir: "..(Allah'ım) bir de bana ailemden olan kardeşim Harun'u yardımcı ver."8 Kasas Sûresi'nde geçen başka bir âyette ise Musa (a.s), "Kardeşim Harun benden daha fasihtir (Hârûnu efsahu minnî). Onu da, yanımda beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder, zîrâ bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ederim."9 demişti ki bunlar birbirlerini tamamlayan hususlar sayılırlar.

Bu kısa malumattan sonra –Hz. Musa'ya (a.s)atfedilen kekemelikle alâkalı olarak- üzerinde fazlaca düşünülmemiş, kafa yorulmamış güçlü bir ihtimale yer vermek istiyoruz. O da Hz. Musa'nın (a.s) dilindeki ukdenin, psikolojik ruh hâletinden kaynaklanan bir tutukluluk olması ihtimalidir.10

Bu cümleden olmak üzere beş noktaya dikkat çekeceğiz:

1. Burada üzerinde durulması gereken ilk husus âyette geçen عُقْدَة kelimesinin mânâsı üzerinde durmak olacaktır. Ukde lügatte öncelikli olarak akit, düğüm ve bağ gibi mânâlara gelir.11 Bunun yanında dilin tutukluluk hâlinde olması gibi bir mânâ için de kullanılır.12

Acaba tebliğle vazifeli bir peygamberin dilinin 'kekeme' olma anlamında bir tutukluluk içinde bulunması makul müdür? Makul değilse bunu nasıl anlamalıyız? Biz burada şimdiye kadar üzerinde durulmamış bir ihtimal üzerinde yoğunlaşmak istiyoruz.

Hz. Musa (a.s), o zaman Firavun'un sarayında neş'et etmiş olmanın hâsıl ettiği psikolojik bir ruh hâletinden kaynaklanan bir sıkıntı yaşamaktadır. Ancak bu sıkıntı ulu'l-azm bir peygamberin, ceberut bir zalimin tehditlerinden korkması mânâsında bir sıkıntı değildir. Bu, anlatacağı şeylerin Firavun tarafından dinlenilmeden reddedilme endişesi ve sıkıntısıdır.13 Hz. Musa'nın (a.s) endişesini yaşadığı korku budur. Nitekim Kasas Sûresi'nde yer alan âyetin fezlekesinde Musa (a.s), "..zîrâ bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ederim." ifadesiyle bu hususu dile getirmiştir. Bir başka ifadeyle o yüce nebi -teşbihteki hatadan dolayı onun ruhaniyetine sığınıyoruz- Firavun'un, 'besle kargayı oysun gözünü' türünden bir savunmayla kendisine peşinen olumsuz bir karşılık vereceğinden endişe etmektedir. Onun bu endişesinde haklı olduğunu, Firavun'un karşılıklı konuşma esnasında geçen şu sözleri de ispatlar mahiyettedir: "(Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki "Seni çocukken himayemize alıp biz büyütmedik mi? Ömrünün seneleri bulan kısmını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün tekisin!"14

İşte bu türden bir endişe sebebiyledir ki Musa (a.s), Firavun'a varacağı sırada Allah'tan hususi/ekstra bir yardım istemektedir ki, bunu 'Rabbim, yüreğime/içime genişlik ver ve işimi kolaylaştır.' duasıyla dile getirmiştir. Ayrıca ulu'l-azm bir peygamber olarak Hz. Musa (a.s), içinde oluşabilecek herhangi bir sıkıntı ve endişenin, diline Firavun karşısında 'derdini rahatça dile getirememe, ifade edememe' mânâsında bir tutukluk şeklinde yansıyacağını da önceden tahmin etmektedir ki söz konusu talebinin ardından, 'Ya Rabbi, karşısında konuşacağım anda böyle bir tutukluluktan beni koru ki benden tebliğini istediğin hususları Sen'in adına eksiksiz bir şekilde ilân edebileyim.' mânâsında 'Dilimde (o an oluşabilecek) ukdeyi/tutukluğu gider Rabb'im!' diyerek ayrı bir yakarışta bulunmuştur.

2. Hz. Musa'nın (a.s), kardeşi Hz. Harun'u (a.s) 'benden daha fasihtir diyerek' kendisine yardımcı istemesini de -sözde- kekemeliğe artı bir karine olarak görmek de yine aynı şartlanmışlığın neticesi olsa gerektir. Unutulmamalıdır ki, Hz. Musa (a.s) o benden daha fasih demekle aslında kendisinin de fasih olduğunu anlatmış olmaktadır. Yani bu mevzuda Hz. Musa (a.s) fasih, Hz. Harun (a.s) ise ona göre daha fasih bulunmaktadır. İsm-i tafdîl kalıbındaki efsahu ifadesi bu şekilde düşünülmesini icap ettirmektedir. Bu kısa hatırlatmadan sonra şimdi Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin konuyla ilgili görüşüne yer vermek istiyoruz:

"Bu, yaşça kendisinden büyük olan kardeşi hususunda Hz. Musa'ya (a.s) ait bir terbiye olabileceği gibi, Hz Harun'un (a.s) maksadını bu konuda rahat anlatma düşüncesinden de kaynaklanabilir. Zîrâ Hz. Harun (a.s) görevlendirildikleri konuda duygularını anlatma hususunda Hz. Musa'dan (a.s) daha rahat bir konumdaydı. Hz. Musa'nın (a.s), -bir nevi kast sisteminin hâkim olduğu Firavun sarayında, onun ve çevresindekilerin tafralarıyla büyümüş olduğundan- onlara karşı konuşurken psikolojik bir ruh hâletiyle daha temkinli davranmak zorunda kalacağını, bunun da birtakım sürçmelere sebebiyet verebileceğini hesaplayarak öyle bir psikoloji yaşamamış, Firavun'a muhatap olmamış, onun tesirine hiç girmemiş; ama ona karşı sürekli bilenmiş olan kardeşini kendisine yardımcı istemesi, yerinde ve hikmetli bir taleptir."15

3. Bu çerçevede yanlış anlaşılmalara sebep olan bir diğer âyet üzerinde daha durmak istiyoruz. Hz. Musa'nın (a.s) tebliği ve göstermiş olduğu mu'cizeler karşısında köşeye sıkışan Firavun, kavmine seslenerek şöyle demişti: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü/yönetimi ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? (Bu gerçeği) görmez misiniz?"16 Bu sözüyle Firavun, saraylarını ve altından akan Nil nehrini işaretleyerek kudret, servet ve ihtişamının unutulmamasını istiyor, buna karşılık Hz. Musa'nın (a.s) güçsüzlüğünü ve fakirliğini hatırlatıyordu. Bu sözünün ardından da kendince son noktayı koyuyordu: "Yoksa ben, şu zavallı ve ne demek istediğini (bile) tam anlatamayan (velâ yekâdu yubînu) durumda bulunan şu adamdan daha üstün değil miyim"17 Dikkat edilirse Firavun haklı olduğunu kabullendirmek için, -sahip kılındığı imkânlarla- bir yandan kendini yüceltmeye giderken, diğer yandan Hz. Musa'yı (a.s) halkın gözünde karalamaya çalışıyordu.

Buraya kadar sunmaya çalıştığımız bilgiler ışığında, Firavun'un velâ yekâdu yubînu şeklinde sarf ettiği söz için şu iki ihtimal söz konusudur: Birincisi, bu bütünüyle Firavun'un karalama maksadıyla yapmış olduğu aslı olmayan bir nitelemedir.18 İkincisi ve kuvvetle muhtemel olanına gelince: Dikkat edilirse burada Firavun'un ağzından Hz. Musa'nın (a.s) sarayda bulunduğu zaman dilimindeki durumuyla alâkalı bir bilgi verilmektedir. Bir diğer ifadeyle, Firavun'un ağzından aktarılan bu sözle, Hz. Musa'nın (a.s), düşüncelerini seslendirirken (anlatırken) yaşamış olduğu sıkıntılı durum haber verilmektedir. Hz. Musa'nın (a.s) içinde bulunduğu durum dikkatle anlaşılmaya çalışıldığında bunun daha güçlü bir ihtimal olduğu görülecektir.

İlk bakışta bu âyet Hz. Musa'da (a.s) var olduğu iddia olunan kekemeliği/pepeliği destekleyici bir delil gibi gözükür. Ne var ki diğer/başka âyetler bu türden bir iddiayı onaylamaz. Şöyle ki Hz. Musa (a.s) –daralan ruhundan diline yansıyan tutukluğun halli için- dua etmişti ve bu duası da kabul edilmişti. Duasının kabulü, Firavunla olan diyalog öncesi bir zaman diliminde gerçekleştiğine göre, o zaman geriye yalnızca şu ihtimal kalmaktadır: Firavun burada Hz. Musa'nın (a.s) saraydaki hâlini dile getirmiş/hatırlatmış olmaktadır. Bu da bizi şu neticeye götürmektedir. Hz. Musa (a.s) muannid ve ceberut Firavun'a gönderilme emrini aldığında nasıl sıkıntılı bir hâlet-i ruhiye içinde idiyse, saraydaki inkâr ve zulüm ortamının oluşturduğu baskı içinde de benzer sıkıntıları yaşamaktaydı; çünkü Firavun yine aynı Firavun'du.

Hz. Musa'nın (a.s) neş'et ettiği yer, bir küfür ocağıydı. Ancak o İlâhî gözetim altında hususi bir şekilde yetiştirilmişti.19 Böyle bir insanın bâtıla sessiz kalması mümkün değildi. Ancak ortam, onun kendisini rahat bir şekilde ve gürül gürül ifade edebilmesine imkân da tanımamaktaydı. Bir başka ifadeyle inkâr ve zulüm atmosferinin elverişsizliği onun, mesajlarını Firavun'la ipleri koparmadan temkinli bir şekilde vermesini gerektirmekteydi. Bu durumun ise onun gerek göğsünde gerekse dilinde ne denli bir daralma ve tutukluk meydana getireceği aşikârdır.

İşte Firavun Hz. Musa'nın (a.s) geçmişteki bu tutukluğunu (sıkıntılı hâlini) yüzüne vurarak kendince onu küçültmeye çalışıyordu ki, bu bütünüyle Firavun'un Hz. Musa'yı (a.s) küçük düşürme/karalama hamlesinden ibaretti.

Bazı müfessirlerimiz Firavun'un Hz. Musa (a.s) için 'velâ yekâdu yubînu (ne demek istediğini (bile) tam anlatamayan)' şeklinde sarf etmiş olduğu sözün de Hz. Musa'nın (a.s) -sözde- kekemeliğine bir karine/işaret olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu da isabetli değildir. Şâyet iddia olunduğu gibi ukdeden kastın kekemelik olduğu(!) ve Hz. Musa'nın (a.s) yapmış olduğu dua üzerine de 20 bu kekemelik giderilmiş ise o zaman, bu duadan sonraki bir zaman diliminde Firavun'un Hz. Musa (a.s) için 'velâ yekâdu yubînu (ne demek istediğini (bile) tam anlatamayan)' şeklinde sarf etmiş olduğu sözün ifade ettiği bilgiyi nereye koyacağız? Klasik tefsirlere bakacak olursak doğrusu bu durumun telifi oldukça zordur. Nitekim böylesi bir tefsirin (yani Hz. Musa'nın (a.s) kekeme olduğu şeklindeki bir şartlanmadan hareketle yapılan yorumun) doğurduğu sıkıntının farkında olan bazı müfessirlerimiz mecburen şu yorumu yapmışlardır. Meselâ Zemahşerî'ye göre, Musa (a.s) o gün dilindeki ukdenin hepsinin değil bir kısmının giderilmesini talep etmişti.21 Müfessir Seâlibî'ye göre de duası üzerine Hz. Musa'nın (a.s) dilindeki kekemeliğinden çoğu giderilip az bir şey bırakılmıştı. Buna göre Firavun Hz. Musa'nın (a.s) evvelki durumunu ayıplayıcı/hakaretâmiz bir şekilde hatırlatmıştı.22

Görüldüğü üzere, Tahâ Sûresi'nde yer alan 'ukde' sözcüğüne -farklı bir ihtimale açık kapı bırakmayacak tarzda- kekemelik şeklinde bir mânâ veren müfessirlerimiz –Harunu efsahu minnî cümlesinde olduğu gibi- velâ yekâdu yubînu ifadesini de iddia olunan mânâyı destekleyici birer karine olarak görmüşlerdir. Ancak izahına çalıştığımız gerekçelerden ötürü, ilgili diğer âyetlerden açık bir hüküm çıkarılamayacağı gibi- Firavun'un velâ yekâdu yubînu şeklinde aşağılayıcı hatırlatmasından da Hz. Musa'nın (a.s) kekeme olduğuna dair net bir netice çıkarılabilmesi kolay gözükmemektedir.

Esasında Firavun gibi zorba bir adamın karşısına çıkacak bir peygamberin, 'Rabbim! Gönlüme inşirah, yüreğime genişlik ver; işimi kolaylaştır. Dilimden şu ukdeyi çöz ki sözümü anlasınlar.' şeklinde yakarışta bulunması ise gayet tabiîdir. Nitekim, dilinde kekemelik bulunmadığından emin olduğumuz binlerce vaiz ve hatip de kürsüde veya minberde sözlerine başlarken aynı duayı tekrar etmektedir.23

4. Burada söz konusu ukdenin nübüvvetten önce olduğunu dile getiren yaklaşımlar üzerinde de durmamız yararlı olacaktır. Peygamberlerin misyonuyla örtüşmeyen böylesine arızalı bir durumun halli için Maturidî kelâm âlimlerinden Nureddin es-Sabunî, el-Bidaye adlı eserinde şöyle der: "Peygamber olacak zâtın peygamberlik görevini icra etmeye engel teşkil edecek sıfatlar taşımaması lazımdır. Eğer nübüvvetten önce böyle bir sıfat taşıyorsa, -Musa Aleyhisselâm'ın dilindeki problemi duası üzerine kaldırdığı gibi- Allah onu peygamberlik sırasında izale eder.24 Ne var ki konuya bu şekilde yaklaşılmasının da aydınlatıcı bir izah olamayacağını ifade etmek durumundayız. Çünkü Hz. Musa (a.s), peygamberliğini icra ettiği bir zaman diliminde bu duasını yapmıştır. İlgili âyetlerin siyak ve sibakı herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde bu hususu açıkça ortaya koymaktadır.

5. Makalemizi son bir hususa daha dikkat çekerek noktalamak istiyoruz. Hz. Musa'nın (a.s) dilindeki ukdenin kekemelik olduğu ön kabulünden hareketle tefsirlerimizde "..ey Musa istediğin şey sana verilmiştir."25 şeklindeki cevabî cümle, genellikle O'nun (a.s) dilindeki kekemeliğin kaldırılması için yapmış olduğu duanın karşılığı olarak düşünülmüştür. Hâlbuki bu cümle Hz. Musa'nın (a.s) üç talebinin birden kabul edilmişliğini bildiren bir cevaptır. O, daralan yüreğinin rahatlatılmasını, psikolojik ruh hâletinden kaynaklanan rahat konuşamama mânâsındaki tutukluğunun giderilmesini ve kardeşi Harun'un (a.s) kendisine yardımcı olarak verilmesini istemişti. Âyetlere topluca bakıldığında bu durum açıkça görülecektir. Bir daha hatırlatmak gerekirse, Hz. Musa (a.s) Allah'a şöyle yalvarmıştı: "(Firavun ve çevresindekiler) sözümü/tebliğimi iyice anlamaları için Rabb'im, yüreğime genişlik ver, işimi kolaylaştır ve dilimden şu bağı (ukdeyi) çöz! (Allah'ım) bir de bana ailemden olan kardeşim Harun'u yardımcı ver."26 Allah da ona "Ey Musa istediğin şey sana verilmiştir."27 buyurmuştu.

Netice

İlgili izahların ışığında netice olarak ifade etmeliyiz ki, Hz. Musa'ya (a.s) kekemelik atfedilmesi isabetli bir yaklaşım değildir. Zîrâ peygamberliğe ait vasıflardan biri de her türlü kusurlu görüntü ve ayıptan korunmuş olmaktır.

Peygamberlerin hepsi siretleriyle olduğu gibi derecesine göre suretleriyle de insanların dikkatini celbedecek şekilde yaratılmışlardır. Yani onlar iffetli, günahsız, doğruyu konuşan ve emin insanlar oldukları gibi, fizikî yönden kusur addedilebilecek arızalı hâllerden de beri kılınmışlardır.

Peygamberler, tavır ve davranışlarında olduğu gibi sözlerindeki berraklık ve akıcılık cihetiyle de muhataplarını alıp kendi ufuklarına doğru çeken ve ötelere yönlendiren seçkin kullardır. Bu açıdan, Hz. Musa'nın (a.s) kekeme olması söz konusu değildir.

Hz. Musa (a.s), Firavun'un sarayında büyümüştü. Sonradan böyle birisine karşı tebliğde bulunacak olması onun iç dünyasında/sadrında ciddi bir sıkıntı meydana getirmişti. Nitekim o, ukdenin giderilmesi talebinden önce Allah'tan daralmış olan göğsüne inşirah istemişti. Hâsılı, Hz. Musa'nın (a.s) bu ruh hâleti psikolojik açıdan ona bir tutukluluk yaşatmaktaydı. Bunun için de o, Firavun'la doğrudan kendisinin değil de kardeşi Harun'un muhatap olmasının daha yararlı olacağını düşünmüş ve bu doğrultuda Allah'tan yardım talep etmişti.

Prof. Dr. Yener Öztürk - Dicle Üniv. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi - Yeni Ümit Dergisi


Dipnotlar
1. Sabunî, Nureddin , el-Bidaye fî Usûliddîn, tsz. ysz. s.53.
2. Senusî, Muhammed b. Yusuf, Akîdet-u Senûsiyye, ('Resâil fi'l-Akîde' adlı eserin içinde) Cem' ve Terc.: A. Nar, s. 46; Desukî, Muhammed, Haşiyetu'd-Desûkî Alâ Ümmi'l-Berahîn, Daru'l-Fıkr, Beyrut tsz. s. 173.
3. Lekkanî, İbrahim, Cevheretu't-Tevhîd, s. (a.g.e. içinde) s. 74. Bu akidenin şârihleri mezkur sıfatlar üzerinde tafsilatıyla dururlar. Bkz. Beycûrî, İbrahim b. Muhammed, Tuhfetu'l-Murîd (Şerhu Cevhereti't-Tevhîd), Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut 1983, s. 120-123; Halebî, Muhammed Hanefî, el-Menhecu's-Sedîd, Daru İbn Hazm, Beyrut 2003, s. 106.
4. - Taftazanî, Sa'duddin, Şerhu'l-Makâsıd, Alemu'l-Kütüb, Beyrut 1989, V, 61; İbn Hümam, Kemaluddin, el-Müsayere, Çağrı yay. İstanbul 1979, s. 194-195. Ayrıca bkz. Cürcanî, Seyyid Şerif, Şerhu'-Mevakıf, Matbaatu's-Seâde, (Nşr.: eş-Şerif er-Radî) tsz, ysz, VIII, 265.
5. Bkz. İslam Ansiklopedisi, "Musa" md., MEB. İstanbul 1971, VIII, 659 (Ginzberg, V. 402; Hamilton, Zeitscher für romanische Philogie, XXXVI, 125-159'dan naklen) Ayrıc bkz. İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azîm, Kahraman yay. İst 1985, V, 276.
6. Bkz. Tahâ 20/24.
7. Tahâ 20/25-28.
8. Tahâ 20/29. Ayrıca bkz. Furkan 25/35.
9. Kasas 28/34.
10. M. F. Gülen, Prizma, Nil yay. İstanbul 2003, IV, 23-25.
11. Bkz. İsfehanî, Müfredat, Kahraman yay. İsta 1986, s. 510.
12. Aynı yer.
13. Hz. Musa'nın yaşamış olduğu bu hal insan fıtrat ve psikolojisinde var olan tabiî bir haldir, bu itibarla da Hz. Musa açısından burada yadırganacak bir durum söz konusu değildir. Kusur ve ayıp insanlar üzerinde amansız baskı oluşturan Firavun'un tavrına aittir.
14. Şuara 26/18.
15. Bkz. Gülen, Prizma, IV, 23-25. Diğer bir ihtimal de şudur: Hz. Musa (aleyhisselam) sadece vahiy ile konuşmaya dikkat ediyor ve alışageldiği bu temkin sebebiyle vahiy haricinde de konuşurken yavaş yavaş, tane tane konuşuyordu. Şâyet böyle ise Peygamberimiz'in ümmiyeti gibi, onun bu temkini de kendisine ayrı bir derinlik kazandırıyordur. (Aynı yer).
16. Zuhruf 43/51.
17. Zuhruf 43/52.
18. Bu ihtimale göre, Kur'an'ın velâ yekâdu yubînu şeklinde bize aktardığı söz Hz. Musa'nın inkârcı hasmı düşman Firavun'a aittir. Bu itibarla bu onun kasıtlı bir yaftalaması olup Hz. Musa'da bulunduğu iddia olunan bir halin ifadesi değildir. Yani nasıl ki biz, kâfir hasımlarının, Peygamberimiz için kullanmış oldukları mecnun ve sihirbaz gibi yakışıksız ifadelerinden, Kur'ân'da yer verilmiştir diye onun öyle birisi olduğuna dair bir mânâ çıkarmıyoruz, burada da durum bundan farklı değildir.
19. Bkz. Taha 20/39.
20. Bkz."Ey Musa istediğin şey sana verilmiştir." Tahâ 20/36.
21. Zemahşerî, el-Keşşaf, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut 1995, III, 59.
22. Seâlibî, Abdurrahman, el-Cevahiru'l-Hisan , Daru ihyai't-Turasi'l-Arabî, Beyrut 1997, V, 185.
23. M. F. Gülen, İkindi Yağmurları, s. 225.
24. Sabunî, el-Bidaye fî Usuliddin, tsz. ysz, s. 53.
25. Tahâ 20/36.
26. Tahâ 20/25-30.
27. Tahâ 20/36.


Eklenme Tarihi : 9.1.2012

tüm haberler >

2018 genchacilar.org

Soru-Cevap
Ziyaret Öncesi Pratik Bilgiler
Takyettin Karakaya
Ziyaret Mekânları
Hac Terimleri Sözlüğü
Görsel Galeri
Hac TV
Umre Programları

Twitter
Facebook