Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim   
Genç Hacılar|Hac|Hac İlmihali|Hac Duaları|Umre|Peygamberimiz|Kur`an-ı Kerim
 
Hac

İslam'da Hac

İslami kaynaklara göre haccın Hz.Âdem dönemine kadar uzanan bir geçmişi vardır. Bir kısmı İsrailiyata dayanan bazı rivayetlere göre Kâbe’yi önce melekler tavaf etmiş, daha sonra da Hz.Âdem, Allah'ın emriyle Mekke'ye giderek Arafat'ta Hz.Havva ile buluşup kendisine Beytullah'ın etrafındaki hacla ilgili mukaddes yerleri gösteren meleklerin rehberliğinde haccetmiştir.1 Hz. Şit’in peygamberliği sırasında onardığı Kâbe, Nûh tufanının arkasından uzunca bir süre kumlar altında kalmış ve nihayet Hz. İbrahim ile oğlu İsmail tarafından eski temelleri bulunarak yeniden inşa edilmiştir. "Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber beytin temellerini yükseltirken..."2 mealindeki ayet bu inşaata işaret etmektedir. Cenab-ı Hakk'ın Hz. İbrahim’e, "İnsanlar arasında hacca ilan et ki gerek yaya olarak gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde kendilerine ait birtakım yararları yakından görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri) için sana (Kâbe'ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de yoksula, fakire yedirin; sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi tavaf etsinler"3 emrini vermesinden, insanları hac yapmak üzere Mekke'ye davet eden ilk peygamberin Hz.İbrahim olduğu anlaşılmaktadır. Hz.İbrahim haccın menasikini tespit ederek Kâbe’nin her yıl ziyaret edilmesini sağlamış ve oğlu Hz. İsmail'i orada bırakıp Filistin'e dönmüştür; o tarihten sonra gelen peygamberler ve ümmetleri de Kâbe’yi ziyaret etmişlerdir.

Huzâa'ya mensup Yemenli bedeviler Mekke'yi zapt edip Amalika'nın kolları olan İyad, Katura ve Cürhümlüler'i buradan çıkarınca Kâbe yönetimini de ele geçirdiler. Putperestlik Huzâalılar’ın beş asır süren hâkimiyetleri döneminde ortaya çıktı ve yaygınlık kazandı. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın beşinci batından dedesi olan Kusay b. KiIab zamanında Kâbe muhafızlığı yeniden Hz. İsmail'in ahfadına intikal etti. Cahiliye döneminde Mekke şehir devleti on üyeli bir meclis tarafından idare ediliyor, ayrıca dört yabancı kabile de hac yönetimine katılıyordu. Resûl-i Ekrem aleyhisselatu vesselam’ın mensup olduğu Haşimiler rifâde, sikaye ve Kâbe eminliği, Beni Abdüddar Kâbe ve Darünnedve’nin anahtarlarının muhafazası, Beni Nevfel hacılara harcanmak üzere toplanan vergilerin idaresi, Beni Sehm Kâbe’ye yapılan adakların muhafazası ve Beni Kinane de haccın daima aynı mevsime rastlaması için takvimde yapılan nesî’ ile meşgul olurlardı. Beni Gavs ile Beni Advan ise Arafat'ta ve Müzdelife'de hacılarla ilgilenirlerdi.

İslam'ın doğuşu sırasında Kâbe’yi tavaf, umre, Arafat ve Müzdelife'de vakfe, kurban kesme gibi adetler devam ettirilmekte, hac putperest gelenekleriyle birlikte sürdürülmekteydi. Umre, nesi' yoluyla hurma mevsimine rast getirilen Recep ayında yapılır, Kâbe’nin ziyaret edilmesi ve Safa ile Merve arasında yedi defa koşulması ile tamamlanırdı. Müşrikler, haccı her yıl bahar mevsimine denk düşürmek için iki veya üç yılda bir tekrarlanan nesi' ile ayların yerlerini değiştirdiklerinden törenler, asıl zamanı olan zilhicce yerine başka aylarda yapılır, ancak yirmi dört yılda bir gerçek zilhicceye rastlardı. Hacı adayları, hac mevsiminin başlatıldığı ayın ilk günü ihramlı olarak Ukaz panayırına, yirmi gece burada kaldıktan ve alışveriş yaptıktan sonra Mecenne panayırına ve on gece de burada kaldıktan sonra arkasından gelen ayın hilali ile birlikte Zülmecaz panayırına giderler ve burada sekiz gece kalıp terviye günü Zülmecaz’dan ayrılarak arefe günü Arafat'a çıkarlardı. Arefe günü "hile" den olanlar (Kureyş ve müttefikleri dışındaki kabileler) Arafat'ta, "hums" sınıfından olanlar ise (Hac ve Kâbe ile ilgili çeşitli imtiyazlara sahip Kureyş ve müttefiklerinden meydana gelen kabileler) Harem bölgesi içindeki Nemire'de hazır bulunurlar ve güneş ufka yaklaşıncaya kadar buralarda kalıp sonra Müzdelife’ye akın ederlerdi. O gece Müzdelife'de geçirilir, ertesi gün fecirden önce vakfeye başlanıp güneş yükselinceye kadar devam edilir, arkasından da Mina'ya doğru harekete geçilirdi; Arafat ve Mina günlerinde alışveriş yapılmazdı. Mina'da yerine getirilmesi gereken, üç gün müddetle şeytan taşlama ve ayrıca kurban kesme menasiki tamamlandıktan sonra çeşitli toplantılar düzenlenir, şiirler okunur ve kabileler atalarıyla övünürlerdi. Bu adet, "Hac menasikini bitirince atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta ondan daha fazla Allah’ı zikredin"4 mealindeki ayetle kaldırılmıştır.

Ziyaretçiler Mina'dan Mekke'ye geldiklerinde şehir halkının evlerinde kalır ve buna karşılık onlara bazı hediyeler verirlerdi. Cahiliye devrinde Araplar Kâbe’yi ellerini birbirine kenetleyerek (5) ve humsa mensup iseler elbiseleriyle, hilleye mensup iseler -tavafı günah işledikleri elbiselerle yapmak istemediklerinden- eğer humstan birinin elbisesini ödünç olarak veya para ile alamazlarsa çıplak tavaf ederlerdi. Tefsirlerde, "Onlar bir kötülük yaptıkları zaman, ‘Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti’ derler. De ki, Allah kötülüğü emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"6 mealindeki ayetin Kâbe’yi çıplak tavaf edenlerle ilgili olduğu belirtilmektedir. Eğer hille mensubu, üzerindekinin dışında sırf Kâbe’yi ziyaret sırasında kullanmak amacıyla daha önce giyilmemiş başka bir elbise getirmişse tavafını onunla yapar, sonra çıkarıp orada bırakır ve “Ieka” denilen bu elbiseye el sürülmez, çürümeye terk edilirdi. Temiz elbise bulamamış hilleye mensup kadınların da avret mahallerini elleriyle kapatarak çıplak katıldıkları tavaf bittikten sonra Safa ile Merve arasında sa'y yapılırdı. Arkasından tanrı İsaf'ın putunun (heykel) yanında kurbanlar kesilir, kanından Kâbe’nin duvarlarına sürülürdü; kurban kesenler bu etlerden yemezlerdi. Daha sonra her kabile hangi tanrı için ihrama girmiş ve telbiye getirmişse onun putunu ziyaret eder, yanında tıraş olur ve ihramdan çıkardı. Cahiliye Arapları Kâbe dışında Lât, Menât, Uzzâ ve Zülhalesa gibi tanrıların tapınaklarını, ileri gelenlerin kabirlerini ve dikili taşları da (ensab) tavaf eder ve buna "devâr" derlerdi.7

Hacılara su ve yemek ikram etme âdeti (sikaye, rifade) çok eski devirlerden beri devam ediyordu. Cahiliye döneminde rifade geleneğini sürdürebilmek için önceleri halktan vergi toplanırdı; daha sonra bu işi şeref kazanmak isteyen zenginler üstlendi. İIk defa deve etinden yemek yaptırıp hacılara dağıtan kişinin Amr b. Luhay olduğu rivayet edilir; onun hacılara elbise dağıttığı da bilinmektedir. Kusay zamanında Kâbe yakınlarında, civardaki tatlı su kaynaklarından develerle getirilen suların muhafaza edildiği deriden yapılmış su depoları vardı. Zemzem Kuyusu Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın dedesi Abdülmuttalib tarafından tekrar açıldıktan sonra sikaye görevi tamamen buradan sağlanan sularla yerine getirildi. Abdülmuttalib develerini sağar ve bunları bal ile karıştırıp zemzemle beraber hacılara dağıtırdı; üzümle zemzemi karıştırıp dağıttığı da olurdu. İslamiyet'in zuhuru sırasında sikaye ve rifade işini Ebu Talib yürütüyordu; ancak daha sonra mali durumu bozulduğu için küçük kardeşi Abbas'a bıraktı. Abbas bu görevi Mekke'nin fethine kadar kesintisiz sürdürdü; fethin arkasından Resûl-i Ekrem aleyhisselatu vesselam kısa bir süre için sikaye ve rifadeyi ondan aldıysa da daha sonra yine kendisine verdi. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam 9 (631) yılında Hz. Ebu Bekir'i hac emiri olarak görevlendirdi ve ona yemek için bir miktar malzeme verdi. Veda haccında ise bu işi bizzat kendisi üstlenmiş, dolayısıyla vefatından sonra yerine gelen halifeler de bunu bizzat yürütmüşlerdir.

Mekke'nin fethinden sonra Kâbe’nin içinde ve etrafında yer alan putlarla birlikte Hz. İbrahim'in tebliğ ettiği hac ibadetinde bulunmayan şirk unsurları da tamamen temizlenmiştir. Hums mensupları kendilerine birtakım imtiyazlar tanıyıp, “Biz ehl-i Haremiz, Kâbe’nin bakıcılarıyız” diyerek Arafat'ta vakfe yapmazlardı. Ancak. "Sonra insanların -sel gibi- akın ettiği yerden (Arafat) siz de akın edin. Allah’tan mağfiret dileyin. Gerçekten Allah çok affedici ve esirgeyicidir"8 mealindeki ayetle bu ayrıcalık kaldırılmıştır. Arafat ve Mina'daki ticaret yasağı da, "Rabbinizden -ticaret yaparak- rızık aramanızda size herhangi bir günah yoktur"9 mealindeki ayetin inzali üzerine son bulmuştur. Hacdan önce kurulan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz gibi panayırlar ise bir müddet daha devam etmiş, ancak II. (VIII.) yüzyılın sonlarına doğru çeşitli sebeplerle bunlardan vazgeçilmiştir. İslamiyet'in doğuşundan sonra hille ehli Safa ile Merve arasında yapılan sa'y vecibesini, burada bulunan putlara karşı yapıldığı, dolayısıyla Cahiliye adetlerinden olduğu ve hac menasikine girmediği gerekçesiyle yerine getirmiyorlardı. Bunun üzerine, "Safa ile Merve şüphesiz Allah'ın şiarlarındandır. Her kim hac veya umre yaparak Beytullah'ı ziyaret ederse Safa ile Merve arasında tavaf (sa'y) yapmasında bir günah yoktur. Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa şüphesiz Allah -onu- bilir, karşılığını verir"10 mealindeki ayet indi ve böylece sa'y’in hac menasikinden olduğu açıklanarak bu hususta zihinlerde beliren şüpheler giderildi. Kâbe’yi çıplak tavaf etme ve hille mensupları tarafından Harem sınırları içine sokulan yiyecek ve içeceklerle koyuna getirilen yasak ise, "Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde elbiselerinizi giyin. Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz. Zira Allah israf edenleri sevmez. De ki: Allah'ın kulları için yarattığı ziyneti (elbise) ve güzel (helal) rızıkları kim haram kıldı! De ki: Onlar dünya hayatında -inanmayanlarla birlikte- inananlar içindir. Kıyamet gününde ise yalnız müminlere aittir"11 mealindeki ayetlerle ve Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın hicretin 9. yılında verdiği, "Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmayacak kimse Beytullah'ı çıplak tavaf etmeyecektir"12 emriyle ortadan kaldırıldı.

Haccın, muhtemelen Hz. İbrahim'den beri yerine getirilen bir ibadet olması dolayısıyla Müslümanlara ne zaman farz kılındığı konusunda görüş birliğine varılamamıştır; kaynaklarda hicretin 5. 6. 7. 8. 9 ve 10. yıllarının ileri sürüldüğü görülür. Kurtubi, bunun 5. yılda vuku bulduğuna dair bir rivayeti kaydettikten sonra 9. yılı benimseyen âlimlerin görüşlerine katılmıştır. Cabir b. Abdullah tarafından nakledilen ve Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın üç defa hac yaptığını, ikisinin hicretten önce, birinin hicretten sonra olduğunu haber veren hadise13 dayanarak haccın hicretten önce farz kılındığını savunanlar da bulunmaktadır. Ancak 9. yılda farz kılındığı görüşünün daha kuvvetli olduğu anlaşılmaktadır; Buhari, Nevevi, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye bunu benimsemişlerdir. Nitekim Buhari’nin delil getirdiği, "Ona yol bulabilenlerin Beytullah'ı haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır"14 mealindeki ayet o yıl nazil olmuştur.15 Müslim'in rivayet ettiği Cabir b. Abdullah hadisinde yer alan, “Resûlullah -Medine'de- dokuz yıl haccetmeden bekledi; sonra onuncu senede Allah elçisinin hacca gideceğini halka ilan ettirdi” şeklindeki ifade de16 bu görüşü doğrulamaktadır. Bu son açıklamada da belirtildiği üzere Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın İslami usullere uygun olarak bu farzı yerine getirmesi, Mekke'nin fethini (8. yıl) değil yukarıdaki ayetin nüzûlünü takip eden hac mevsiminde yani 10. yılda vuku bulmuştur.

Haccın kökeninin Hz. İbrahim'e dayanması ve uzun tarihi geçmişi sırasında içine ancak İslam'ın gelişiyle temizlenebilen çeşitli şirk unsurlarının karışması, bazı şarkiyatçıların ileri sürdüğü gibi bu ibadetin İslam dışı tapınma adetlerinin bir devamı olduğunu göstermez. Çünkü hac da namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak gibi son aşamasını İslamiyet’in teşkil ettiği tevhid dininin bir farizasıdır.

Dipnotlar

1. Hamidullah, s. 123-127
2. Bakara, 2/127
3. Hac, 22/27-29
4. Bakara, 2/200
5. Taberi, ayette de işaret edildiği üzere [el-Enfal 8/351] el çırpıp ıslık çaldıklarını söylemektedir [camiü’l beyan. IX. 240-241]
6. A'raf, 7/28
7. İbnü'I-Kelbi, s. 39
8. Bakara, 2/199
9. Bakara, 2/198
10. Bakara, 2/158
11. A'raf, 7/31-32
12. Buhari. "Hac", 67, "Salât", 10, "Cizye" , 16, "Megazi" , 66
13. Tirmizi, "Hac", 6
14. AI-i İmran, 3/97
15. Buhari, "Hac", I
16. Müslim, "Hac", 147


Bu yazı 3663 kez okunmuştur.

Paylaş
2018 genchacilar.org

Soru-Cevap
Ziyaret Öncesi Pratik Bilgiler
Takyettin Karakaya
Ziyaret Mekânları
Hac Terimleri Sözlüğü
Görsel Galeri
Hac TV
Umre Programları

Twitter
Facebook