Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim   
Genç Hacılar|Hac|Hac İlmihali|Hac Duaları|Umre|Peygamberimiz|Kur`an-ı Kerim
 
Hac

Tarihçe

Hac Mekke'nin fethinden önce farz kılınmakla birlikte müşriklerle ilişkilerin iyi olmaması sebebiyle Müslümanlar ancak fetihten sonra hacca gidebildiler. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın katılmadığı bu hacda Müslümanların yanında Arabistan'ın çeşitli bölgelerinden gelen müşrikler de vardı. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın fetih yılında bir hac emiri tayin etmemiş, Mekke Valisi Attab b. Esid bu görevi yerine getirmiştir. Fethi takip eden yıl Hz. Ebu Bekir hac emiri olarak görevlendirilmiş ve müşriklerin Mescid-i Haram’a yaklaşamayacağı (Tevbe, 9/28) kadın veya erkek hiç kimsenin çıplak tavaf yapamayacağı gibi hususları tebliğ etmek vazifesi ise Hz. Ali'ye verilmiştir. Hicretin 10. yılında hac görevini ifa eden Resûl-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'dan sonra gelen halife ve hükümdarlar da ya bizzat kendileri hacca gitmek yahut emir tayin etmek suretiyle hac kafilelerinin bu vecibeyi huzur içinde yerine getirmelerini sağlamışlardır. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, halifeliklerinin ilk yılında hac emiri tayin edip ertesi yıl bizzat hacca gitmişler, Hz. Osman halifeliğinin ilk ve son yılları hariç her yıl haccetmiş. Hz. Ali ise iç karışıklıklar sebebiyle hilafet yılları içinde buna hiç fırsat bulamamıştır. Muaviye, ilki 44 (665) yılında olmak üzere birkaç defa, Abdülmelik b. Mervan 75'te (695), I. Velid 91 (710) ve 95’te (714), Süleyman b. Abdülmelik 97'de (716), Hişam b. Abdülmelik 106'da (725) haccetmişlerdir; Hişam’dan sonraki Emevi halifelerinin hiçbiri hacca gitmemiştir. Abbasilerden hacca giden ilk halife 140 (758), 147 (765), 148 (766) ve 152 (769) yıllarında hacceden ve 158’de (775) hac yolunda ölen Ebu Ca'fer el-Mansur'dur, Mehdi-Billâh iki defa, Harunürreşid ise dokuz veya on bir defa hacca gitmiştir. Harunürreşid bunların beş veya altısında hanımı Zübeyde'yi, birinde de oğulları Emin ile Me'mun'u yanında götürmüş, 173 (790) yılındaki haccını da yaya olarak gerçekleştirmiştir. Harunürreşid'den sonraki halifeler (Fatımi halifeleri de dâhil) devlet merkezinden uzun süre ayrılmayı göze alamadıkları için hacca gitmemişlerdir.

Abbasiler döneminde haccı etkileyen faktörlerin başlıcaları iç karışıklıklar, dış tehditler, bedevilerin çapulculukları, iktisadi sıkıntılar, susuzluk ve aşırı sıcaklarla sağlık problemleriydi. Defalarca hac kervanlarını yağmalayan KarmatiIer, 317’de (930) Mekke'ye girip çok sayıda hacıyı katlederek Hacerülesved’i yanlarında götürmüşlerdi. Bedeviler ise çeşitli hediyelerle gönülleri alınmadığı veya kafileler askeri birliklerle korunmadığı sürece saldırıyor ve malları gasp edip hacıları öldürüyorlardı; 858'de ise (1454) Batı Afrika'dan gelen bütün hacı adaylarını rehin almışlardı. Bu saldırılar bazen idare tarafından verilen rüşvetlerle savuşturulur, hacılardan da güvenlikleri için sabit bir miktar para alınırdı. Hacılar Mekke'de de hırsızlık ve cinayet gibi tehlikelerle karşı karşıya kalabiliyorlardı; ayrıca hac emirleriyle Mekke şerifleri arasındaki anlaşmazlıklar onlar için tehlike teşkil edebiliyordu. Bundan dolayı bütün İslam ülkelerinden her yıl hacca gidildiği söylenemez; bazen Irak ve Suriye, bazen da Mısır hacı adayları bundan mahrum kalmışlardır. Abbasi halifeleri, hacıların yol güvenliğini sağlamak için büyük organizasyonlar kurmuşlardır. Horasan'dan ve diğer uzak yerlerden gelen hacı adayları şevval ayında Bağdat’ta toplanır ve burada düzenlenen bir törenle yola çıkan kafileyi bir askeri birlik korurdu. Kafileler Kûfe, Necef, Kadisiye gibi etrafı hurmalıklarla çevrili yerlere ve büyük şehirlere uğrar, Fırat nehrini sallardan yapılmış bir köprü üzerinden geçerek Arabistan çölüne iner, sonra Necid yaylalarını geçip Hicaz dağları istikametinde yol alırdı. Harunürreşid’in karısı Zübeyde 3 milyon dinar harcayarak Bağdat-Mekke yolunu yaptırmıştı; bu yol daha sonra Nizamülmülk ve Adudüddevle tarafından da tamir ettirilmiştir. Yol boyunca inşa ettirilen büyük su depoları müstahkem kalelerdeki askerlerin gözetimi altındaydı. Kervanın başında atlı muhafızların refakatinde halifenin mümessili yer alır, bunu hacı grupları takip ederdi. Eşraf, zengin tüccarlar, asil kadınlar lüks tahtırevanlarla giderlerdi. Geceleri esirler tarafından taşınan meşalelerle çöl yıldızlı bir gökyüzünü andırırdı. Hac kafilesi suyun bulunduğu yerlerde konaklardı. Konak yerlerinde genellikle kervanın geçeceği günleri bilen bedeviler tarafından koyun, hurma, yağ ve meyve satılan küçük pazarlar kurulurdu. 1004 yılında hacılar susuzluktan ölüm tehlikesi atlatmışlar, 1011'de de bir bardak su 200 dirheme satılmıştı. 1012'de ise KarmatiIer sarnıçları tahrip edip kuyuları doldurdukları için 1500 kişi susuzluktan ölmüştü; 1014’te susuzluktan ve sıcaktan ölenlerin sayısı daha da fazlaydı. Bağdat'a dönüşte hacılar bizzat halifenin katıldığı büyük bir törenle karşılanırdı.

Harunürreşid’den sonra da hacca gitmeye niyet edip bunu açıklayan, fakat gidemeyen hükümdarların yanında bu farizayı yerine getirebilen hükümdar ve emirler de vardır. Mesela Ağlebiler'den II. İbrahim, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ve Selahaddin-i Eyyübi hacca gideceklerini ilan ettikleri halde çeşitli sebeplerle buna muvaffak olamadılar. Buna karşılık Suleyhiler'den Ali b. Muhammed 455'te (1063), Nûreddin Mahmud Zengi 556'da (1161). Eyyûbiler'den el-Melikü'I-Muazzam İsa 611'de (1215), Resûliler'den Yemen meliki el-Melikü'I-Mansûr Nûreddin Ömer 631'de (1234), Eyyûbiler'den Kerek hâkimi el-Melikü'n-Nasır Selahaddin Davûd 653’de (1256) ve Eyyubiler'in Hama meliki meşhur âlim Ebü'l-Fida 703 (1304), 713 (1314) ve 719'da (1320) hacca gitmişlerdir. Kâbe’ye ilk defa mahmil ve örtü gönderen (664/1266) Memlûk Sultanı I. Baybars da ava çıkar gibi görünerek Suriye'den Mekke'ye hareket etmiş ve hac görevini yerine getirip (1269) Kerek'e dönmüştür. Muhammed b. Kalavun 712 (1313), 719 (1320) ve 732'de (1332), Sultan Kayıtbay’da 884'te (1480) haccetmişlerdir. Kahire'de Memlûk hâkimiyetinde yaşayan Abbasi halifelerinden Hâkim-Biemrillah Mısır’dan hacca giden (697/1298) ilk Abbasi halifesidir. Yemen hükümdarlarından el-Melikü'I-Mücahid Ali b. Resûl 742 (1342) ve 752'de (1352) hacca gitmiştir. Ayrıca Mali'nin ilk Müslüman hükümdarı Barmandana hac farizasını ifa etmiş ve kendisinden sonraki hükümdarlara örnek olmuştur. Afrika'nın doğusunda da bu ibadeti yerine getiren hükümdarlar vardır. Doğu Afrika sahillerinde bulunan Kilve'nin üç sultanı, Hasan b. Süleyman, Talût b. Hüseyin ve Hüseyin b. Süleyman bunlar arasında yer alır. Harunürreşid'in annesi Hayzüran, karısı Zübeyde, Nasırüddin b. Hamdan'ın kızı Cemile, Nûreddin Mahmud Zengi'nin karısı ile İlhanlı Hükümdarı Abaka Han'ın kızı da hacca giden meşhur kadınlardan bazılarıdır. Endülüs Emevi hükümdarları ise devamlı şekilde Hıristiyanlarla savaş halinde oldukları için kendileri hacca gitmedikleri gibi halka da izin vermediler; âlimler de cihadın hacdan daha büyük önem taşıdığını, böyle bir zamanda altının yurt dışına çıkarılmasının uygun olmadığını söylediler; bu sebeple çok az sayıda Endülüslü haccedebilmiştir. Bu bilgilerin ışığında Harunürreşid’den sonra Mısır, Suriye ve Irak gibi Arap yarımadasına komşu ülkelerin hükümdarlarının istisnai olarak hac farizasını yerine getirdikleri söylenebilir. Afrika'daki bazı hükümdarlar hariç hiçbir hükümdar yabancı ülke topraklarından geçerek hacca gitmemiştir.

Ortaçağ'da hac birçok âlim ve edibin meslek hayatlarının başlangıcını oluşturmuştur. V (XI) ve VI. (XII.) yüzyıllarda Nişabur'da genellikle müderris ve kadılar görevlerine başlamadan önce Mekke'ye giderlerdi. Bu kişiler için hac, İslami ilimlerin merkezini ziyaret etmek ve İslam hukuku veya hadis araştırmalarını yerinde sürdürmek anlamına geliyor, memleketlerine döndüklerinde de kendilerine bir saygınlık kazandırıyordu.


Bu yazı 2777 kez okunmuştur.

Paylaş
2018 genchacilar.org

Soru-Cevap
Ziyaret Öncesi Pratik Bilgiler
Takyettin Karakaya
Ziyaret Mekânları
Hac Terimleri Sözlüğü
Görsel Galeri
Hac TV
Umre Programları

Twitter
Facebook