Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim   
Genç Hacılar|Hac|Hac İlmihali|Hac Duaları|Umre|Peygamberimiz|Kur`an-ı Kerim
 
Ziyaret Mekanları

Mekke

Mekke-i Mükerreme

Arap yarımadasının kuzeyinde denizden 280 m. yükseklikte, Batnımekke (Bekke) adı verilen bir vadi üzerinde kurulmuştur. Merkezinde Kabe'nin yer aldığı bu vadinin ortasındaki çukur alan (Bathaü Mekke), doğuda eteğinde Safa ile Merve tepelerinin bulunduğu Ebûkubeys, batıda Kuaykıân, güneydoğuda Sevr, kuzeydoğuda Hira ve Sebir dağlarıyla kuşatılmıştır. Mekke'nin çevresindeki bu dağlar şehrin savunmasını kolaylaştırırken, giriş çıkışı zorlaştırarak belli noktalarla sınırlamış, ayrıca Mekke'nin bir şehir olarak dışa doğru gelişimini engelleyip içe dönük kısıtlı bir alanda gelişme yolları aranmasına sebep olmuştur. Hac ibadetinin yerine getirildiği Arafat, Müzdelife ve Mina Mekke’nin doğusundadır. Kızıldeniz'e 75 km. uzaklıkta olan Mekke'nin deniz ulaşımı bağlantısı cahiliye döneminde Şuaybe limanı vasıtasıyla sağlanıyordu; İslamiyetle birlikte Cidde limanı da ek olarak kullanılmaya başlandı, daha sonra Şuaybe tamamen terk edildi. Kur''an-ı Kerim'de "Ekin bitmeyen bir vadi"1 olarak nitelenen Mekke çevresi, çöl karakterli bir araziye ve bunun üzerinde görülen, dikenli bodur ağaç ve çalılıklardan meydana gelen cılız ve seyrek bitki örtüsüne sahiptir. Kurak ve sıcak bir iklimin hakim olduğu Mekke, düzensiz yağışlar ve konumu dolayısıyla tarih boyunca birçok defa sel baskınına uğramıştır.

Kâbe’yi barındırması ve kutsal belde olarak kabul edilmesinden dolayı Mekke'ye birçok ad verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de "Mekke"2, "Bekke"3 ve yeryüzündeki bütün yerleşim birimlerinin merkezi ve Müslümanların kıblesi sayılması sebebiyle "Ümmülkurâ"4 adlarının yanında, "güvenli yer" anlamında "El-Beledü'l-Emin"5, "dönüş veya dönüş yeri" anlamında "Meâd"6 gibi adlar kullanılmıştır. Bunların dışında Mekke'ye şehrin kutsallığına bağlı olarak "kadise, makdese, harem, berre, salah, eI-beledü'l-haram, ümmü''r-rahman" vb, adlar da verilmiştir 

İlk dönem bazı İslam coğrafyacılarının eserlerinde dünya, Kur'an-ı Kerim'de "şehirlerin anası" olarak vasıflandırılması ve Kâbe’yi barındırmasından dolayı Mekke'yi merkez alacak şekilde tasarlanmıştır. Buna göre dünya, merkezinde Kâbe’nin yer aldığı bir daire şeklindedir; yeryüzündeki ülkelerin her biri Kâbe’nin bir cephesine bakar. Dolayısıyla Kâbe’nin etrafından gerçekleşen tavaf dünyanın kendi etrafında dönüşünü sembolize etmektedir.

Şehir hayatı için elverişli bir iklimi olmamasına ve iskânı zor bir vadinin üzerinde yer almasına rağmen, Mekke'nin yerleşim birimi olarak seçilip planlanmasında belirleyici en önemli unsur merkezinde yer alan Kâbe’dir. Bu bakımdan Mekke Arap yarımadasının en önemli merkezlerinden birisi haline gelmesini doğrudan Kâbe’ye borçludur ve dolayısıyla Mekke ile Kâbe’nin tarihi iç içedir.

Mekke'nin Hz. İbrahim ve ailesinin buraya gelmesinden önceki tarihi hakkında fazla bilgi yoktur. Sâre ile evlenen Hz. İbrahim uzun süre çocuğu olmadığı için zaman zaman Allah'a yalvarmış ve "Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ver!"7 diye dua etmiştir. Eşinin evlat hasreti çekmesine üzülen Sâre, ona Mısır'dan getirdiği cariyesi Hacer’i ikinci eş olarak takdim etmiştir. Bu evlilikten Hz. İsmail dünyaya gelmiş, fakat bir süre sonra Hacer'i kıskanmaya başlayan Sâre, eşinden onu ve oğlunu evden uzaklaştırmasını istemiştir. Bunun üzerine bir süre tereddüt gösteren Hz. İbrahim, Allahın emri üzerine Hacer ile İsmail’i Mekke'ye Beytülharam''ın bulunduğu yere götürmüştür. O sırada tamamen ıssız olan Mekke'nin kupkuru vadisine getirilen Hacer İbrahim’e, “Bizi hiçbir ekinin bitmediği ve kimsenin yaşamadığı bu vadiye bırakıp gidecek misin” diye sormuş, Hz İbrahim de bunu Allah'ın emriyle yaptığını ve böyle davranmaya mecbur olduğunu söyledikten sonra, "Ey Rabbimiz! Ben soyumdan bir kısmını ekilebilir toprağı olmayan bir vadiye, senin kutsal evinin yanma yerleştirdim ki namazı dosdoğru kılabilsinler. Öyleyse insanlardan bir kısmının gönlünü onlara meylettir, kendilerine verimli ve bereketli rızıklar bahşet ki sana şükretsinler"8 diyerek niyazda bulunmuş, Mekke'nin sakinleriyle, hac için gelecek ziyaretçilerinin bu kutsal fakat çorak beldede geçinmelerini kolaylaştıracak ve buraya rağbeti sağlayacak imkânları sunmasını dilemiştir. Hz. İbrahim'in duası kabul olmuş; Mekke tarih boyunca tamamı dışarıdan geldiği halde dünya nimetlerinin en bol olduğu yerleşim birimlerinin başında gelmiştir.

Mekke'ye üç defa gelen ve sonuncusunda Kâbe’nin yapımının tamamlanmasının ardından, insanları hac için davet ederek Cebrail'in kendisine öğrettiği şekilde bunu uygulayıp görevini tamamlayan Hz. İbrahim, İsmail’i burada bırakarak Filistin'e döndü. Zemzem suyunun bulunmasından sonra, anayurtları Yemen olan Cürhümlüler Hacer'den izin alarak Mekke'ye yerleştiler. Hacer de onlar ve çevreden gelenlerle beraber Mekke'de yaşadı ve doksan yaşında vefat ederek Hicr’e defnedildi. Cürhümlüler’den Arapça öğrenen Hz. İsmail, bu kabileden bir kızla evlendi. Babasının vefatından sonra gerek Kâbe ve gerekse hac işlerine dair hizmetleri yürüttü; 137 yaşında vefat etti ve Hicr'e annesinin yanına defnedildi.

Mekke'de kısa sürede çoğalan ve önceleri Hz. İsmail’in tebliğ ettiği dini benimseyen Cürhümlüler, zamanla tevhid inancından saptılar ve hâkim oldukları Mekke'ye gelenlere işkence yapıp zarar vermeye başladılar. Arîm selinden sonra Mekke ve çevresine Güney Arabistan'dan gelen Huzaa ve Kinane kabileleri şehre saldırarak Amalika''nın kolları İyad ve Katura ile Cürhümlüler'i yenilgiye uğratıp Mekke üzerinde hükümranlık kurdular.

Huzaa kabilesinden Amr b. Luhay, Mekke ve Kâbe idaresini eline alınca tevhid geleneğini tamamen bozup şehirde putperestliği yaygınlaştırdı. V. yüzyılın ilk yarısında Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın baba tarafından dördüncü dedesi olan Kusay b. Kilab Mekke'ye hâkim oldu. Böylece Mekke ve Kâbe’nin yönetimi Kureyş’e geçti. Kusay'dan sonra bu görevi oğlu Abdüddar devraldı. Ancak Kureyş'in diğer kolları bu durumdan hoşnut olmadı ve varılan anlaşma sonunda Kâbe ile ilgili bazı görevlerle Darünnedve yöneticiliği Abdüddar’da kaldı; diğer bazı görevler Abdülmenaf''a verildi. Bu durum Mekke''nin fethine kadar devam etti.

Mekkeliler, şehirleri tarıma elverişli olmadığından geçimlerini yakın çevreleriyle sınırlı olan ticari faaliyetlerle sağlıyorlardı. Abdülmenaf b. Kusay tarafından başlatılan şehrin ekonomisini geliştirme faaliyetleri oğlu ve Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam'ın  büyük dedesi Haşim tarafından sürdürüldü. Haşim, Kureyş'in Mekke ve çevresiyle sınırlı olan ticaretini daha geniş alanlara yaydı ve Kureyş suresinde beyan edilen "yaz ve kış ticaret seferlerini"9 gelenek haline getirdi. Mekkeliler, kışın Yemen ve Habeşistan'a, yazın Suriye ve Anadolu'ya giden ticaret kervanlarıyla bir yandan Bizans-Sasani rekabetinden faydalanmaya çalışırken, bir yandan da Kâbe’ye bağlı olarak düzenlenen hac merasimlerinden daha çok gelir elde etmeye gayret gösteriyorlardı.

Mekke İslamiyet öncesinde coğrafi konumu, ayrıca dini ve ticari bir merkez olmasından dolayı zaman zaman çeşitli devletlerin dikkatini çekmiş, bunlar şehri hâkimiyetleri altına almak için teşebbüslerde bulunmuşlardır. Çünkü Arap yarımadasını kontrol etmenin yolu büyük ölçüde Mekke'ye hâkim olmaktan geçiyordu. Habeş Krallığı'nın müstakil Yemen Valisi Ebrehe el-Eşrem, Araplar'ın Kâbe’yi ziyaret etmelerini önlemek üzere San'a'da bir kilise yaptırmış, ancak amacına ulaşamayınca Kâbe’yi yıkmaya, Mekke'nin dini ve ticari bir merkez olma özelliğini ortadan kaldırmaya ve San’a’yı Arabistan'ın merkezi haline getirmeye karar vermişti. Bu amaçla yola çıkan Ebrehe, ordusuyla Mekke yakınındaki Mugammes vadisinde konakladı. Bu arada küçük bir müfreze gönderip çevrede otlayan develeri ordugâha getirtti. Bunlar arasında Kureyş'in reisi ve Hz Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın  dedesi Abdülmuttalib'in 200 devesi vardı. Ebrehe daha sonra Abdülmuttalib'e elçi göndererek onlarla savaşmaya gelmediğini ve yalnızca Kâbe’yi yıkmak istediğini, eğer engel olmaya kalkışmazlarsa kendilerine dokunmayacağını bildirdi. Abdülmuttalib, ordugâha gelerek sadece develerini isteyip Kâbe’nin yıkılmamasına dair bir istekte bulunmayınca şaşıran Ebrehe'ye, kendisinin develeriyle ilgilendiğini, Kâbe’yi merak etmediğini, onu sahibinin koruyacağını söylemişti. Ertesi gün harekete geçen Ebrehe ordusunun önündeki fil, Mekke'ye doğru hareket ettirilmek istendiğinde yerinden kımıldatılamadığı gibi askerler de üzerlerine taş yağdıran ebabil kuşları tarafından yerle bir edildiler. Böylece Müzdelife ve Mina arasındaki Muhassir vadisinde ordusu helak olan Ebrehe, kendisi gibi kurtulabilen bir kısım askeriyle birlikte Yemen'e dönmek zorunda kaldı. Kureyş kabilesi Mekke ve Kâbe için büyük önem taşıyan Fil Vakası’nı tarih başlangıcı olarak kabul etmiştir.

Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam Fil Vakası'ndan elli veya elli beş gün sonra 12 Rebiülevvel'de (17 Haziran 569; bir başka hesaplamaya göre 9 Rebiülevvel / 20 Nisan 571’de) Mekke'de dünyaya geldi. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın  dedesi Abdülmuttalib, torunun şerefine bir yemek vermiş ve ona, gökyüzünde Allah'ın, yeryüzünde de insanların hayırla yâd etmesi için Muhammed adını verdiğini söylemiştir. Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam'ın  çocukluğunu ve gençliğini Mekke’de geçirdi; 25 yaşında Hz. Hatice ile evlendi, İbrahim dışındaki çocukları burada dünyaya geldi. 610 yılı Ramazan ayında kendisine ilk vahiy nazil olduktan sonra, on üç yıl boyunca Mekke'de İslamiyet’i yaymaya çalıştı. Ancak Mekke müşriklerinin karşı koyması ve Müslüman olanlara baskı uygulamaları sebebiyle Medine'ye hicret etmek zorunda kaldı. Müslümanlar burada her gün giderek güçlendiler ve hicretten sekiz yıl sonra Mekke'nin fethi nasip oldu; tevhid inancının sembolü olan Kâbe putlardan temizlendi, bundan sonra İslamiyet bütün Arabistan'da süratle yayıldı.

Dipnotlar

1. İbrahim 14/37
2. Feth 18/24
3. Ali İmran 3/96
4. En'am 6/92; Şura 42/7
5. Tin 95/3
6. Kasas 28/85
7. Saffat 37/100
8. İbrahim 14/37
9. Kureyş 106/2




Bu yazı 2827 kez okunmuştur.

Paylaş

2018 genchacilar.org

Soru-Cevap
Ziyaret Öncesi Pratik Bilgiler
Takyettin Karakaya
Ziyaret Mekânları
Hac Terimleri Sözlüğü
Görsel Galeri
Hac TV
Umre Programları

Twitter
Facebook