Ana Sayfa | Site Haritası | İletişim   
Genç Hacılar|Hac|Hac İlmihali|Hac Duaları|Umre|Peygamberimiz|Kur`an-ı Kerim
 
Ziyaret Mekanları

Medine

Mescid-i Nebevî

Akabe'de Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'a ilk biat eden ve Medine'de İslamiyet'in yayılmasında önemli katkıları olan Es'ad b. Zürare, hicretten önce bir hurma kurutma yerinin etrafını duvarla çevirerek mescid haline getirmiş, burada Mus'ab b. Umeyr ile birlikte beş vakit namazı ve cuma namazını kıldırmaya başlamıştı.

ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam, 12 Rebiülevvel (24 Eylül 622) Cuma günü Medine'ye girdiğinde kendisini davet edenleri kırmamak için devesi Kasva'nın salıverilmesini ve onun çöktüğü yere en yakın olan evde konaklayacağını söyledi. Resûlullah aleyhisselatu vesselam bu sırada, Hz. Nuh'a öğretilen ve bütün müminlere tavsiye edilen, varılması gereken yere en güzel ve en iyi şekilde ulaşmanın dilendiği “Rabbim! Beni mübarek bir menzile kondur. Şüphesiz konaklatanların en hayırlısı sensin”1 duasını tekrarlıyordu. Kasva’nın Malik b. Neccaroğulları'nın evlerinin önünde hurma kurutulan düzlükte çökmesi üzerine buraya en yakın evin sahibi Ebu Eyyub el-Ensari'ye misafir oldu. ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam Kasva'nın çöktüğü arsayı Sehl ve Süheyl adlarındaki iki yetimden satın alıp engebeli ve çalılık olan zeminini düzelttirdikten sonra mescidin temelini attı.2 623 yılı Nisan ayında tamamlanan mescidin inşası, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın güzel sözleri ve şiirlerle teşvik edilen ensar ve muhacirlerin kaynaşması için iyi bir fırsat olmuştu.

İlk bina, taş temel üzerine tek sıra kerpiçten, bir adam boyu kadar yükseklikteki çevre duvarı ile kuşatılarak üstü açık biçimde 60*70 arşınlık bir alana (1022 m2) inşa edildi. Kıblesi bizzat Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam tarafından Kudüs'e yönelik olarak yapılan ve batı tarafında Babürrahme (Babüatike), doğu tarafında Babücibril (Babüosman) ve güney tarafında Babülcenubi adlarıyla üç kapısı bulunan mescidin doğu duvarının güney kısmına ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'ın hanımları Hz. Aişe ve Sevde için iki adet oda yapıldı. Daha sonra sayıları dokuza çıkan bu odaların kapılarından biri mescide açılıyordu. Kıble hicretten on altı veya on yedi ay sonra Kudüs'ten Kâbe’ye çevrilince güneyde bulunan yeni kıble tarafına gelen kapı kapatılarak kuzey duvarında yeni bir kapı açıldı. Basit ve sade, ancak son derece fonksiyonel olan Mescid-I Nebevi Müslümanların sayısının artmasıyla ihtiyaca cevap veremeyince 628 yılında Hayber Seferi dönüşü yeni ilavelerle genişletildi. Hz. Osman Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın teşvikiyle Mescid-i Nebevi'ye bitişik olan bazı yerleri buraya dâhil etmek amacıyla satın aldı. Bu dönemde kıble tarafı hariç üç tarafından genişletilen Mescid-i Nebevi kare planlı bir hale geldi ve toplam alanı 2433 m2’ye ulaştı.

Başlangıçta üzeri örtülmeyen Mescid-i Nebevinin kıble tarafına ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'ın namaz kıldırdığı yere yağmur ve güneşten korunmak için hurma kütüğünden altı direk üzerinde bir sundurma yapıldı. Kıble Kâbe’ye çevrilince arkada kalan bu sundurma kısmen korunarak Suffe ehlinin barındığı yer oldu. Mescidin güney duvarına da paralel dokuzar adet hurma kütüğünün üç sıra halinde dizilip ahşap sütunlar üzerine oturtulduğu bir çatı yapıldı. Araları 4,44 m. olan bu sütunlar, hurma ağacından kirişlerle birbirine bağlanıp yanlamasına hurma dalı ve yaprakları, izhir ve semer otlarıyla örtülerek toprakla kapatıldı.

Mescid-i Nebevi Hz. Ebu Bekir döneminde herhangi bir değişikliğe uğramadı. Ancak artan ihtiyaç üzerine önce Hz. Ömer tarafından 638 yılında, daha sonra da Hz. Osman döneminde genişletilerek yeniden inşa edildi (649-650). Mescid-i Nebevi, Emevi halifelerinden Velid b. Abdülmelik'in Medine Valisi Ömer b. Abdülaziz'in öncülüğünde hücre-i saadeti içerisine alacak şekilde genişletilerek minare ve niş tarzı mihrap eklendi.

Abbasiler döneminde çeşitli imar faaliyetlerine sahne olan ve genişletilen Mescid-i Nebevi, Memlükler zamanında da çeşitli imarlar gördü. Hicaz'a hâkim olduktan sonra “Hadimü'I-Haremeyn” unvanını kullanmaya başlayan Osmanlı padişahları, Medine’nin ve Mescid-i Nebevi'nin imarına özel önem verdiler. Osmanlı döneminde Mescid-i Nebevi'ye yönelik ilk imar faaliyeti Kanuni Sultan Süleyman tarafından gerçekleştirildi (531-1540) ve daha sonra muhtelif zamanlarda Mescid-i Nebevi'de tamirat ve yenilikler yapıldı. II. Mahmud zamanında 1817'de başlayan ve 1837'de tamamlanan faaliyet sırasında, daha önce Memluk Sultanı Kayıtbay tarafından yenilenen hücre-i saadet üzerindeki kubbenin yerine taştan yeni bir kubbe yaptırıldı ve üstü kurşunla kapatılarak yeşile boyandı. Osmanlılar devrinde Mescid-i Nebevi'deki en büyük imar faaliyeti Sultan Abdülmecid zamanında gerçekleştirildi. 1850-1861 yıllan arasında tamamı yenilenen Mescid-i Nebevi'nin alanı 10.939 m2’ye ulaştı. Beş kapısı olan Mescid-i Nebevi'nin zeminine mermer döşendi. Abdullah Zühdü, üç yıl süren bir çalışmadan sonra Mescid-i Nebevi'nin kubbe kasnaklarını, duvarlarını, kapılarını, mihrap ve sütunlarını kuşak halinde celi sülüs tarzında ayetler, hadisler, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın ve mescidinin ad ve sıfatlarıyla tezyin etti.

Suudiler döneminde 1949'da başlayıp 1955'te tamamlanan ilk genişletme esnasında Mescid-i Nebevi 16.326 m2’ye ulaştı. Bu genişletme planlanırken Abdülmecid döneminde gerçekleştirilen imarla uyumlu olmasına dikkat edilerek çift avlulu bir bölüm inşa edildi, ayrıca iç avlu oluşturuldu. 1973’te mescidin batı tarafında namaz kılmak için 35.000 m2'lik gölgelik bir alan oluşturuldu. Bir süre sonra buna 43.000 m2’lik bir ilave daha yapıldı.

Mescid-i Nebevi'nin tarihinde en büyük genişletme ve imar faaliyeti 1984-1994 yılları arasında geçekleştirildi. Mevcut yapıyı doğu, batı ve kuzeyden kuşatan 82.000 m2’lik bu ilave ile mescidin alanı 98.326 m2’ye ulaştı. Mescidin damında namaz kılınabilecek 67.000 m2’lik kısımla birlikte toplam alan 165.326 m2 oldu. Mescidi kuşatan, mermerle döşeli avlusu 235.000 m2 olan Mescid-i Nebevi'de aynı anda 650.000 kişinin ibadet edebileceği 400.000 m2’lik bir alana ulaşıldı. Minarelerin sayısı ona çıkarıldı ve mescidin bodrum kısmı garaj olarak tasarlandı.

Vahyin en çok indiği mekânlardan biri olan Mescid-i Nebevi, yeryüzünde ziyaret edilmeye değer üç mescidden (diğerleri Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa) biridir; bundan dolayı burada yapılan ibadet diğer mescidlerde yapılandan daha üstündür.

ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam, Mescid-i Nebevi'de kılınan namazın Mescid-i Haram hariç diğer yerlerde kılınan namazdan bin kat daha faziletli olduğunu bizzat haber vermiştir.3

Mescid-i Nebevi, inşasından itibaren Mekke'deki Mescid-i Haram gibi en önemli ilim merkezi olması yanında şehrin gündelik hayatının çekirdeğini oluşturmuş ve bu özelliğini tarih boyunca sürdürmüştür. Mescidin harimiyle avlu ve revaklarında ders halkalarının kurulması adettendi. Özellikle hac mevsimlerinde İslam dünyasının dört bir yanından gelen âlimler bu derslere katılmaya özen gösterirlerdi. Mescid-i Nebevi'nin ilk imamı, hatip ve vaizi olan Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'dan  sonra bu görevler halifeler, başşehrin Medine'den Dımaşk'a nakledilmesinden sonra valiler, ardından imam ve hatipler tarafından üstlenilmiştir. İslamiyet'in ilk yıllarında bütün resmi faaliyetler Mescid-i Nebevi'de gerçekleştiriliyordu. ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam, çeşitli Arap kabilelerine mensup elçi heyetlerini burada "üstüvanetü'I-vüfud" adı verilen sütunun önünde kabul etmiş, bazı heyetler mescidin içerisinde kurulan çadırlarda ağırlanmıştı.

♦ Hücre-i Saadet

Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam Mescid-i Nebevi'yi inşa ederken kendisi için doğu duvarının güney kısmına bitişik iki hücre yaptırdı.  ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam ve ailesine tahsis edilen bu hücrelerin sayısı onun sağlığında dokuza ulaştı. Hicretin II. yılı Safer ayının sonlarında rahatsızlanan ve son günlerini Hz. Aişe'ye ait odada geçiren  ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam vefat etmeden önce, "La ilahe illallah, ruh teslimi ne zor şeymiş!" dedi ve Hz. Aişe'nin kolları arasında "maarefikı'l-a'la" (en yüce dosta) sözüyle ruhunu teslim etti (13 Rebiülevvel 11/8 Haziran 632 Pazartesi).

Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın naaşı, Hz. Ebu Bekir'in naklettiği bir hadise dayanılarak vefat ettiği yerde defnedildi.4 Hz. Aişe'nin odası bundan sonra Hücre-i Saadet diye anılmaya başlandı. Hz. Ebu Bekir vefat etmeden önce Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın yanına defnedilmesini vasiyet etmiş ve bu isteği yerine getirilmişti. Hz. Ömer ise yaralandığı zaman ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'ın yanına defnedilmek için Hz. Aişe'den izin istemiş, o da “Kendime düşündüğüm yeri sana veriyorum” diyerek bu talebi uygun görmüştü. Hz. Ömer’in defninin ardından Hz. Aişe oturduğu kısımla kabirler arasına bir duvar ördürerek bir kapı yaptırmıştı. Hz. Aişe'nin ikamet ettiği kısmın kuzeyinde de bir kapı bulunuyor ve giriş çıkış için burası kullanılıyordu.

Emeviler döneminden itibaren başta cuma namazları olmak üzere kalabalık zamanlarda bu odalar da kullanılmıştı. Halife Velid b. Abdülmelik zamanında yıkılarak Mescid-i Nebevi’ye dahil edilinceye kadar Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın hayatta kalan eşleri ile Ehl-i Beyt’e mensup kimseler bu odaları ikamet yeri olarak kullanmaya devam etmişlerdi. Tavanı bir insanın elini uzattığında değebileceği kadar alçak olan bu hücrelerin ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'ın sade hayatını göstermesi bakımından mevcut haliyle korunmasını isteyenler çoğunlukta bulunduğu halde halifenin emrine uyan Vali Ömer b. Abdülaziz ortadan kaldırılan hücrelerden aldığı kerpiçlerle teberrüken Harre mevkiinde bir ev yaptırmıştı. Düzenlemeler yapılırken Hücre-i Saadet’in kuzey kısmı Hz. Fatıma’nın evini içine alacak şekilde genişletildi ve Kâbe’ye benzememesi için üçgen planında yapıldı. Böylece hücre beşgen haline getirildi; ancak etrafını çevreleyen şebeke günümüzde de olduğu gibi dikdörtgendi.

Emeviler’den sonra Abbasiler ve diğer İslam devletleri Hücre-i Saadet'in imarına ayrı önem verdiler. Memluk Sultanı Kalavun devrinde ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'ın kabri üzerine ilk defa ahşap bir kubbe inşa edildi. Sultan Kayıtbay kubbeyi daha büyüğü ile yeniletti; II. Mahmud zamanında bu kubbenin yerine taştan yeni bir kubbe yapıldı, üstü de kurşunla kaplatılarak yeşile boyandı. Günümüze kadar gelen ve Mescid-i Nebevinin simgesi olan bu kubbe renginden dolayı "Kubbetü'I-hadra" adıyla anılmaktadır.

Hücre-i Saadet'in bakım ve korunması için şeyhüI-haremin emrinde iki ayrı sınıf ağa gece ve gündüz görev yapard. İlk defa Nureddın Mahmud Zengl tarafından başlatılan bu uygulama Osmanlılar zamanında kurum haline gelmiştir. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın minberinin bulunduğu yerle bütünleşerek Mescid-i Nebevi'nin en önemli bölümü haline gelen Hücre-i Saaderi ziyaret etmek bütün müslümanların en büyük özlemidir ve her yıl milyonlarca mümin bu bahtiyarlığel erişmek için yollara düşer. Bunda şüphesiz Resûlullah aleyhisselatu vesselam'ın, "Beni vefatımdan sonra ziyaret eden, sağlığımda ziyaret etmiş gibidir" , "Kabrimi ziyaret edene şefaatim vaclp olur" 5 mealindeki hadislerinin de etkisi vardır. 

Kur'an'ı Kerim'de ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'e salatü selam okumak, onun rehberliğine sıkı sıkıya bağlanarak kendisine saygı gösterilmesi emredilmiştir.6 Resûlullah aleyhisselatu vesselam da şöyle buyurmaktadır: "Her kim kabrimin başında bana salatü selam getirirse ben onu aracısız olarak işitirim. Her kim de benden uzakta bana salatu selam getirirse melekler onu bana ulaştırır." 7

♦ Ravza-i Mutahhara

ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam mescidinde namaz kilmayı teşvik etmiş ve eviyle minberi arasındaki bölümün (Ravza-i Mutahhara) cennet bahçelerinden bir bahçe olduğunu bildirmiştir.8 Ravza-i Mutahhara'dan başka yeryüzünde cennetten olduğu bildirilen başka bir yer yoktur. ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam bır diğer hadiste de minberinin ayaklarının dayandığı yerin cennetten olduğunu belirtmiştir.9

Ravza-i Mutahhara önceki imarlarda olduğu gibi Sultan Abdülmecid'in imarı sırasında da korunmuştur. 1984-1994 yılları arasında geçekleştirilen genişletmede eski haliyle bırakılan 22x15 m. ebadındaki bu bölümde İslamiyet'in ilk döneminden hatıralar taşıyan ve her birinin ayrı adı olan sütunlar yer almaktadır. Bunlardan üzerine adları ve Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın Mescid-i Nebevi ile ilgili hadisleri yazılarak diğerlerinden farkları vurgulanan başlıcaları şunlardır: Üstüvânetü Aişe, Üstüvanetü't-tevbe, Üstüvanetü's-serir, Üstüvanetü'l-hares, Ostüvanetü'l-vüfûd, Üstüvanetü't-teheccüd.

♦ Minber

Mescidde önceleri bir hurma kütüğüne yaslanarak cemaate hitap eden ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam için hicretin 7 (628) veya 8. yılında ılgın ağacından iki basamak ve bir oturma yerinden ibaret bir minber yapılmıştı. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'dan sonra halifeleri kendisine hürmeten minberin en üstteki üçüncü basamağına oturmamışlardır. Emeviler döneminde minbere altı basamak daha ilave edilmiştir, Önceleri ahşaptan olan minberin yapımında daha sonra taş ve alçı, XVI. yüzyıldan itibaren de mermer kullanılmıştır. Memlük Sultanı Kayıtbay'ın 1483'te gönderdiği mermer minber daha sonra Mescid-i Kuba'ya nakIedilerek yerine Osmanlı Sultanı III. Murad tarafından 1090'da armağan edilen mermer minber konulmuştur. Osmanlı selatin camiierinde benzerieri görülen, üzerinde zarif altın tezyinatlı kubbenin yer aldığı, yaklaşık 7 m. yüksekliğindeki bu minber, süslerne ve tezyinat bakımından bir şaheser olup halen Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın mihrabının sağında ve minberinin yerinde durmaktadır.

♦ Mihrap

Mescid-i Nebevi ilk yapıldığı zaman mihrabı yoktu, ancak Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın namaz kıldırdığı yer belirgindi. Ömer b. Abdülaziz Medine valiliği sırasında Mescid-i Nebevi'yi imar ederken ResuI-i Ekrem aleyhisselatu vesselam'ın namazda durduğu yere niş tarzında bir mihrap ilave ettirmiş, burası Resulullah aleyhisselatu vesselam'ın mihrabı olarak meşhur olmuştur. Emeviler ve Abbasiler döneminde mescidde yapılan düzenlemelerde mihraba giden revakın tezyinatına özel önem verilmış, sağında imamın girmesi Için bir kapısı buiunan mİhrabın üstü altın tezyinatlı bir kubbe ile örtülmüştür. Memlük ve Osmanlı sultanları da mİhrabın korunması ve tezyin edilmesine büyük önem vermişlerdir. 1984'te mihrap tamamen yenilenmiştir. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın gece namaz. kıldığı yerde bulunan, Sultan Kayıtbay ve Sultan Abdülmecid devirlerinde yenilenen, üzerinde altın süslemeler ve teheccüd ayetlerinln yazıIı olduğu diğer mihrap "mihrabü't-teheheccüd" adıyla bllinmektedir.

♦ Mahfil

Halife Hz. Ömer'in Meseid-İ Nebevi'de şehid edilmesİni dikkate alan Hz. Osman, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam'ın minberinİn kuzeyinde Bilal-ı Habeşi'nin müezzinlİk yaptığı yerde zemini yükseltİLmiş ve çevresi kuşatılmış bir mahalde namaz kılmayı adet edinmişti. Daha sonra müezzin mahfili (maksure) olarak kullanılan bu mekan "mükebbiriyye" adıyla meşhur oldu. ilk zamanlarda sade ve basit yapıda ahşap olan mahfil, Sultan Kayıtbay tarafından ince ve zarif dört direk üzerine tamamen mermerden yapılmıştır. Bundan sonra tamir

Dipnotlar

1. Mü'minun, 23/29
2. Buhari, "Menakıbü'l-ensar", 45
3. Buhari, "Fazlü's-salat fi mescidi Mekke ve'l-Medine", I; Müslim, "Hac", 505-513
4. Tirmizi, "Cena’iz" 33, İbn Mace, "Cena'iz", 65
5. Heysemi, IV, 2
6. Ahzab, 33/56
7. Müsned, I, 387, 441, 452; Darimi, "Rikak", 58
8. Buhari, "Fazlü’s-salat fi mescidi Mekke ve'I-Medine", 5, Müslim, "Hac", 500-502
9. Müsned, VI, 289,292; Nesai, "Mesacid", 7ve tadilat gören müezzİn mahfilinin en son onarımı 1983'de gerçekleştirilmiştir.




Bu yazı 3471 kez okunmuştur.

Paylaş

2018 genchacilar.org

Soru-Cevap
Ziyaret Öncesi Pratik Bilgiler
Takyettin Karakaya
Ziyaret Mekânları
Hac Terimleri Sözlüğü
Görsel Galeri
Hac TV
Umre Programları

Twitter
Facebook